BEP: Çocuğu Kalıba Sokmak Değil, Eğitimi Çocuğa Ulaştırmak
Sınıftaki öğrenciler defterlerine on cümle yazarken çocuklardan biri kalemini masaya bıraktı. Birkaç dakika sonra kâğıdını buruşturdu, arkadaşına sataştı ve öğretmenin uyarısına karşılık verdi. O an sınıfta bulunanların bir bölümü onun isteksiz, bir bölümü şımarık, bir bölümü de tembel olduğunu düşündü.
Oysa hiç kimse çocuğun üç aşamalı yönergenin yalnızca ilk bölümünü hatırlayabildiğini, yazarken elinin çabuk yorulduğunu ve arkadaşlarının kendisinden önce bitirmesinin onda yoğun bir başarısızlık duygusu yarattığını bilmiyordu.
Çocuğa neden yapmadığını sormadan önce, yapabilmesi için neye ihtiyacı olduğunu sorduk mu?
Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı, kısaca BEP, tam da hüküm vermenin bittiği ve bu sorunun sorulmaya başlandığı yerde ortaya çıkar.
BEP nedir?
BEP, özel eğitim ihtiyacı bulunan bir öğrencinin gelişim özellikleri, mevcut eğitim performansı, güçlü yönleri ve öncelikli ihtiyaçları dikkate alınarak hazırlanan yazılı, ölçülebilir ve değiştirilebilir eğitim planıdır.
Türkiye’deki Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği, BEP’i öğrencinin takip ettiği eğitim programı temel alınarak hazırlanan ve destek eğitim hizmetlerini de içeren özel eğitim programı olarak tanımlıyor. Yönetmeliğe göre programda yıllık ve kısa dönemli amaçlar, öğretim ve değerlendirme yöntemleri, materyaller, ortam düzenlemeleri, destek hizmetleri ve gerektiğinde olumlu davranış geliştirmeye yönelik yöntemler bulunmalıdır.
Aynı mevzuat, öğrencinin başarısının BEP’e göre değerlendirilmesini; süre, ortam, yöntem, cihaz ve materyal bakımından ihtiyaca uygun düzenlemelerin yapılmasını öngörüyor.
Buradaki temel düşünce oldukça açık: Eğitimde adalet, her çocuğa aynı şeyi vermek değildir. Her çocuğun öğrenmeye gerçekten ulaşabilmesini sağlamaktır.
Gözlük kullanan bir çocuğa sınav sırasında gözlüğünü çıkarmasını söylemeyiz. Tekerlekli sandalye kullanan bir öğrencinin sınıfa girebilmesi için yapılan rampayı da ayrıcalık saymayız. Okuma güçlüğü bulunan bir öğrenciye metnin sesli sunulması, dikkatini düzenlemekte zorlanan bir çocuk için görevin bölümlere ayrılması veya konuşamayan bir öğrencinin iletişim cihazı kullanması aynı anlayışın eğitimdeki karşılığıdır.
Tanı, çocuğun eğitim programı değildir
En sık yapılan hatalardan biri, BEP’i tanının otomatik sonucu gibi görmektir. “Otizmli çocuklar için şu hedefler”, “disleksili öğrenciler için bu etkinlikler” veya “dikkat eksikliği olanlara daha kısa ödev verilir” şeklindeki hazır reçeteler bireyselleştirme değildir.
Aynı tanıyı taşıyan iki öğrenci birbirinden bütünüyle farklı olabilir. Biri güçlü bir sözel dile sahip olduğu hâlde sosyal durumları anlamakta zorlanabilir. Diğeri konuşmayabilir fakat görsel bilgileri çok hızlı işleyebilir. Bir başka öğrenci akademik olarak sınıf düzeyinde olabilir, ancak gürültü, geçişler ve belirsizlik karşısında yoğun kaygı yaşayabilir.
Bu nedenle sağlık raporu, RAM tarafından gerçekleştirilen eğitsel değerlendirme ve okulda hazırlanan BEP aynı belge değildir. RAM, eğitsel değerlendirme ve yönlendirme sürecini yürütür. Öğrencinin sınıfta nasıl öğretim alacağına ilişkin ayrıntılı plan ise okulun BEP geliştirme biriminin sorumluluğundadır. Çocuğun özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam etmesi de okulun bu sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
BEP yalnızca özel eğitim öğretmeninin hazırlayacağı bir form da değildir. Yönetmelikte okul yöneticisi, rehberlik öğretmeni, sınıf ve alan öğretmenleri, veli ve öğrenci BEP geliştirme biriminin üyeleri arasında sayılıyor. Öğrencinin yaşı ve gelişim düzeyi elverdiği ölçüde kendi hedefleri hakkında söz sahibi olması gerekiyor.
Çünkü çocuk adına konuşmakla çocuğun konuşmasına alan açmak aynı şey değildir.
İyi bir BEP nasıl hazırlanır?
İyi bir BEP’in ilk adımı hedef yazmak değil, öğrenciyi tanımaktır. Bunun için yalnızca sınav puanlarına bakmak yetmez. Sınıf gözlemleri, öğrenci çalışmaları, hata analizleri, aile görüşmeleri, öğretmen değerlendirmeleri ve günlük yaşam performansı birlikte ele alınmalıdır.
MEB’in güncel BEP yol haritası da performansın tek bir kaynaktan değil; gözlem, görüşme, çalışma örneği, ödev, yazılı sınav ve ölçüt bağımlı araçlar gibi farklı kaynaklardan belirlenmesini öneriyor.
Ardından şu sorulara somut cevap verilmelidir:
- Öğrenci şu anda neyi bağımsız olarak yapabiliyor?
- Yardımla yapabildiği şeyler neler?
- Öğrenmesini veya katılımını engelleyen koşullar hangileri?
- Öncelikli ve günlük yaşam açısından anlamlı hedef nedir?
- Bu hedef kim tarafından, nerede ve hangi yöntemle öğretilecek?
- İlerleme nasıl ölçülecek?
- Yöntemin işe yaramadığına ne zaman karar verilecek?
- Kazanılan beceri farklı ortamlara nasıl taşınacak?
“Dikkatini geliştirir”, “iletişim becerisi kazanır”, “okumasını ilerletir” gibi ifadeler iyi niyetli olsa da ölçülebilir değildir.
Bunun yerine, “Bağımsız çalışma sırasında görsel görev listesini kullanarak on dakikalık görevi en fazla bir sözel hatırlatmayla, beş fırsatın dördünde tamamlar” denilebilir.
“İletişimini geliştirir” yerine, “İhtiyaç duyduğunda sözel ifade, resimli kart veya iletişim cihazı kullanarak beş fırsatın dördünde yardım ister” biçiminde bir hedef yazılabilir.
Bu hedeflerde koşul, gözlenebilir davranış ve başarı ölçütü vardır. Öğretmen neyi izleyeceğini, aile neyin amaçlandığını, öğrenci de kendisinden ne beklendiğini anlayabilir.
Az sayıda ama işlevsel hedef, sayfalarca yazılmış belirsiz amaçtan daha değerlidir. Çocuğun hayatında karşılığı olmayan bir hedef, ne kadar akademik görünürse görünsün öncelikli olmayabilir.
BEP’in psikolojik temeli
BEP’in önemi yalnızca mevzuattan kaynaklanmıyor. Öğrenme psikolojisinin temel bulguları da bireyselleştirilmiş öğretimi destekliyor.
İnsanların çalışma belleği sınırlıdır. Bir öğrenciye aynı anda verilen uzun ve çok aşamalı yönergeler, özellikle dikkat, dil veya çalışma belleği güçlüğü yaşayan çocuklarda zihinsel yükü artırabilir. Bilişsel yük kuramı, öğrenilecek içerikle ilgisi olmayan gereksiz yük azaltıldığında zihinsel kaynakların asıl göreve ayrılabildiğini ortaya koyar. Yönergeyi basamaklara bölmek, örnek göstermek, görsel destek kullanmak ve görevleri küçük parçalara ayırmak bu nedenle basit bir kolaylaştırma değil, öğrenme sürecinin düzenlenmesidir. Bu yaklaşımın kuramsal temelleri John Sweller’ın bilişsel yük çalışmasına kadar uzanır.
Sürekli başarısız olan bir çocuk yalnızca düşük not almaz. Zamanla “Ne yaparsam yapayım olmayacak” düşüncesi geliştirebilir. Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik olarak tanımlanan bu döngü; dersten kaçınma, öfke, ağlama, işi sabote etme veya hiç denememe biçiminde görülebilir. Dışarıdan tembellik gibi görünen davranış, bazen çocuğun benlik saygısını yeni bir başarısızlıktan koruma yöntemidir.
Buna karşılık ulaşılabilir fakat gerçek çaba gerektiren hedefler, çocuğun öz yeterlik duygusunu besler. Burada amaç çocuğu sürekli övmek değildir. Geri bildirimin niteliği önemlidir.
Kluger ve DeNisi’nin yaptığı çalışmalara göre geri bildirimin ortalama etkisi olumlu bulunmuştu. Ancak müdahalelerin üçte birinden fazlası performansı düşürmüştü. Geri bildirim dikkati görevden uzaklaştırıp kişinin benliğine yöneltildiğinde sonuç kötüleşebiliyordu.
Bu nedenle “Sen çok zekisin” veya “Yine dikkatsiz davrandın” yerine, “Soruyu iki basamağa ayırınca doğru stratejiyi kullandın” demek daha işlevseldir. İyi bir BEP, geri bildirimin de hedefe ve kullanılan stratejiye bağlı olmasını sağlar.
Öğrencinin sürece katılması ayrıca önemlidir. Zihinsel yetersizlik veya öğrenme güçlüğü bulunan 371 lise öğrencisinin yer aldığı, okulların rastgele gruplara ayrıldığı üç yıllık araştırmada, öz belirleme becerilerini destekleyen müdahaleye katılan öğrencilerin gelişiminin karşılaştırma grubundan daha yüksek olduğu görüldü. Öğrencinin “Neyi öğrenmek istiyorum, nerede zorlanıyorum, hangi yardım bana iyi geliyor?” sorularına cevap vermesi yalnızca sembolik bir katılım değildir. Bağımsız yetişkinliğin provasıdır.
BEP günlük hayatta nasıl görünür?
Dördüncü sınıfa giden Ece, Güneş Sistemi’ni sözlü olarak ayrıntılı biçimde anlatabiliyor, fakat uzun metinleri çözmekte zorlandığı için fen sınavında düşük not alıyor olsun. Bu durumda metnin sesli sunulması veya bazı cevapların sözlü alınması, Ece’ye fen bilgisini gösterebileceği bir yol açar. Bunun yanında yapılandırılmış okuma öğretimi sürdürülür. Uyarlama, beceri öğretiminin yerine geçmez; öğrencinin sahip olduğu bilgiyi okuma güçlüğünün arkasında saklı bırakmaz.
Otizmli Mert’in yemekhaneye geçerken ağladığını düşünelim. İlk tepki “Yine inat ediyor” olabilir. Oysa yemekhanedeki yoğun ses, sıra düzeni ve beklenmedik değişiklikler Mert için dayanılması güç olabilir. BEP kapsamında görsel günlük program hazırlanabilir, geçişten beş dakika önce haber verilebilir, gürültüyü azaltan bir araç ve mola kartı kullanılabilir. İlerleme, “Sakinleşti” gibi öznel bir ifadeyle değil; kaç geçişi tamamladığı ve kaç yetişkin hatırlatmasına ihtiyaç duyduğu kaydedilerek izlenebilir.
Dikkatini ve görev yönetimini düzenlemekte zorlanan bir çocuk, kırk soruluk ödev karşısında masadan kaçabilir. Ödevi beşer soruluk bölümlere ayırmak, görsel zamanlayıcı kullanmak ve kısa hareket molaları vermek başlangıçta işe yarayabilir. Çocuk ilerledikçe bölümler büyütülür, hatırlatmalar azaltılır. Amaç çocuğu ömür boyu yetişkin desteğine bağlamak değil, kendi çalışma düzenini kurmasını sağlamaktır.
Para kullanmayı öğrenen zihinsel yetersizliği bulunan bir genç için yalnızca çalışma kâğıdında bozuk para eşleştirmek yeterli değildir. Önce sınıfta market canlandırması yapılabilir. Ardından okul kantininde, sonra gerçek bir markette ürün bulma, fiyatı kontrol etme, ödeme yapma ve para üstünü alma çalışılabilir. Bir becerinin özel eğitim odasında yapılabilmesi, günlük hayatta kullanılabildiği anlamına gelmez.
Elini kullanmakta zorlanan fakat ders içeriğine hâkim bir öğrencinin bilgisayar veya alternatif yanıt sistemi kullanması da not vermede kolaylık değildir. Eğer sınav matematik bilgisini ölçüyorsa, yazı yazma hızını ölçmek adil değildir. Ancak amaç el yazısı becerisini geliştirmekse değerlendirme yöntemi buna göre ayrıca planlanmalıdır. BEP’in önemli işlevlerinden biri, gerçekte neyin ölçüldüğünü açıklığa kavuşturmaktır.
Kaynaştırma, aynı sınıfta oturmaktan ibaret değildir
Bir öğrenciyi akranlarının bulunduğu sınıfa yerleştirmek değerlidir, fakat fiziksel olarak aynı odada bulunmak gerçek katılım anlamına gelmez. Çocuk derste söz alamıyor, teneffüste yalnız kalıyor, etkinliklerde sürekli bekletiliyor veya günün büyük bölümünde ayrı bir köşede aynı çalışma kâğıtlarını yapıyorsa buna başarılı kaynaştırma demek güçtür.
Kapsayıcı eğitim araştırmaları bu konuda tek renkli bir tablo sunmuyor. Genel öğrenme güçlüğü bulunan öğrenciler üzerine yapılan çalışmalarda, kapsayıcı ortamlarda bilişsel sonuçlar bakımından olumlu bir ortalama etki bulurken psikososyal sonuçlarda belirgin bir üstünlük bulmadı. Buna karşılık Campbell Collaboration’ın sistematik incelemesi, karşılaştırılabilir 15 çalışmada sonuçların tutarlı olmadığını ve araştırmaların çoğunda yüksek yanlılık riski bulunduğunu bildirdi.
Bu bulgular kaynaştırmanın gereksiz olduğunu değil, yerleştirmenin tek başına yeterli olmadığını söylüyor. Öğretim niteliği, akran ilişkileri, erişilebilir materyal, öğretmen desteği ve çocuğun bireysel ihtiyaçları sonucu belirliyor. Destek eğitim odası da BEP’in kendisi değildir. Yalnızca BEP biriminin gerektiğinde planlayabileceği hizmet ortamlarından biridir.
Aile imza atan taraf olmamalı
Çocuğun evde nasıl iletişim kurduğu, hangi durumlardan kaygılandığı, nelerden hoşlandığı ve günlük yaşamda nerede bağımsızlaşmaya ihtiyaç duyduğu konusunda en önemli bilgi kaynaklarından biri ailedir.
Ancak aile katılımını toplantı sonunda atılan imzaya indirgemek kadar bütün öğretim sorumluluğunu aileye yüklemek de yanlıştır. Bir veliye “Bunları evde tekrar ettirin” demek iş birliği değildir. Okul, hedefi ve kullanılacak yöntemi anlaşılır biçimde açıklamalı; aileden gerçekçi, kısa ve gündelik yaşama yerleşebilecek katkılar istemelidir.
Örneğin okulda yardım isteme becerisi çalışan bir çocuk, evde erişemediği bir eşya için aynı iletişim kartını kullanabilir. Sabah hazırlanma becerisi hedefleniyorsa aile her basamağı çocuk adına yapmak yerine görsel listeyi işaret etmesine fırsat verebilir. Okul ve ev aynı yönde çalışmalı, fakat ev ikinci bir sınıfa çevrilmemelidir.
Aile katılımı hakkında yapılan bir sistematik incelemede yalnızca sekiz uygun araştırmaya ulaşılabilmesi ve sonuçların belirsiz kalması da önemli bir uyarıdır. Ailelerin kısa bir eğitime alınması tek başına yeterli değildir. İletişim biçimi, toplantılardaki güç dengesi ve okulun ailenin bilgisini ne ölçüde ciddiye aldığı da değişmelidir.
Yanlış BEP çocuğa zarar verebilir
BEP her durumda kendiliğinden iyi sonuç veren bir araç değildir. Kötü hazırlandığında öğrenciyi tanısına hapsedebilir.
Başka bir öğrenciden kopyalanmış hedefler, çocuğun yalnızca eksiklerine odaklanan değerlendirmeler, yaşına uygun olmayan materyaller ve yetişkin yardımını sürekli hâle getiren uygulamalar çocuğun bağımsızlığını geliştirmez. Tam tersine, yardım bekleme davranışını güçlendirebilir.
Çok fazla hedef belirlemek de ciddi bir sorundur. Öğretmen her şeyi aynı anda öğretmeye çalıştığında hiçbir hedef yeterli yoğunlukta çalışılamaz. Akademik beceriler uğruna iletişim, öz bakım, güvenlik, arkadaşlık ve günlük yaşam becerilerinin ihmal edilmesi de çocuğun geleceğini sınırlar.
Zararsız farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlayan hedeflere ayrıca dikkat edilmelidir. Çocuğun kendini düzenlemesine yardım eden ve kimseye zarar vermeyen her hareketi “normal görünmesi” için bastırmak eğitim değildir. Hedef, çocuğu akranlarının kusursuz bir kopyasına çevirmek değil; iletişimini, güvenliğini, katılımını ve bağımsızlığını artırmaktır.
Mahremiyet de BEP’in etik boyutudur. Öğrencinin tanısı, davranışları ve aile bilgileri öğretmenler odasında gündelik sohbet konusu yapılamaz. Çocuğun sınıf içinde sürekli “BEP’li öğrenci” diye anılması, eğitsel ihtiyacı bir kimliğe ve damgaya dönüştürür.
Olması gereken nedir?
Öncelikle okullarda BEP toplantıları için gerçek zaman ayrılmalıdır. On dakikalık teneffüste imza toplanarak nitelikli program hazırlanamaz.
Öğretmenlere yalnızca mevzuat ve form anlatılmamalı; performans belirleme, ölçülebilir hedef yazma, öğretimi farklılaştırma ve veri yorumlama konularında uygulamalı eğitim ve koçluk verilmelidir.
Her hedef için sayfalarca kayıt tutmak yerine kısa ve kullanılabilir veri çizelgeleri oluşturulmalıdır. Öğretmen, öğrencinin beş fırsattan kaçında bağımsız cevap verdiğini veya kaç hatırlatmaya ihtiyaç duyduğunu birkaç işaretle kaydedebilmelidir.
BEP belirli aralıklarla gözden geçirilmeli, fakat değişiklik için dönem sonu beklenmemelidir. Öğrenci ilerlemiyorsa ilk soru “Bu çocuk neden öğrenmiyor?” olmamalıdır. “Hedef uygun mu, öğretim yöntemi doğru mu, yeterli fırsat sunduk mu, çevrede hangi engel var?” soruları birlikte sorulmalıdır.
Okul, aile, RAM ve varsa rehabilitasyon merkezi arasında anlaşılır bir iş birliği kurulmalıdır. Her kurum birbirinin programını kopyalamak yerine kendi ortamındaki gözlemleri paylaşmalıdır.
Öğrencinin sesi mümkün olan her durumda sürece katılmalıdır. Küçük bir çocuk bile hangi materyali sevdiğini, neyin kendisini rahatsız ettiğini veya hangi ödülü anlamlı bulduğunu gösterebilir. Daha büyük öğrenciler toplantıya hazırlanabilir, güçlü yönlerini anlatabilir ve kendi hedeflerinden birini seçebilir.
Son olarak başarı yalnızca sınav puanıyla ölçülmemelidir. Arkadaşından yardım isteyebilmek, teneffüse bağımsız çıkabilmek, toplu taşımayı kullanmak, hayır diyebilmek, alışveriş yapmak ve kendi kararını ifade etmek de eğitim sonucudur.
İyi bir BEP’in başarısı çocuğun ne kadar çok yardım aldığıyla değil, zaman içinde ne kadar az yardıma ihtiyaç duyduğu ve hayatına ne kadar çok katılabildiğiyle anlaşılır.
Programın gerçek yeri dosya dolabı değildir. Çocuğun sınıfta ilk kez söz aldığı, gürültülü yemekhaneye kendi stratejisiyle girdiği, markette alışveriş yaptığı, arkadaşına “Yardım eder misin?” dediği andır.
Kötü hazırlanmış bir BEP çocuğu tanısına hapseder. İyi hazırlanmış bir BEP ise tanının ötesindeki kapasitesini görünür kılar.
Çünkü BEP, çocuğu değişmez programa uydurma çabası değildir. Programı, çocuğun öğrenebileceği ve kendi hayatına daha bağımsız katılabileceği hâle getirme sorumluluğudur.
Sevgiyle kalın J
Serap ÖZTÜRK
ÇOCUK GELİŞİM UZMANI
VE
ÖZEL EĞİTİM UZMAN ÖĞRETİCİSİ