Eğitim • 5 dk okuma

DERS ÇALIŞMA DİSİPLİNİ NASIL EDİNİLİR?

DERS ÇALIŞMA DİSİPLİNİ NASIL EDİNİLİR?

Disiplin, Her Gün Kusursuz Çalışmak Değildir

Akşam saat sekiz... Öğrencinin önünde matematik kitabı, yanında telefon, zihninde ise birbirine karışmış onlarca düşünce var. Bir yandan çözmesi gereken soruları düşünüyor, bir yandan arkadaşlarının mesajlarını merak ediyor. Kitabın kapağını açıyor, birkaç dakika sonra telefona uzanıyor. Annesi kapıdan bakıp o meşhur cümleyi söylüyor:

“İstesen yaparsın ama sende çalışma disiplini yok.”

Bu cümle pek çok evde iyi niyetle kuruluyor. Fakat çoğu zaman sorunu çözmediği gibi öğrencinin kendisini “tembel”, “iradesiz” veya “başarısız” olarak tanımlamasına yol açıyor. Oysa ders çalışma disiplini doğuştan gelen bir kişilik özelliği değildir. Öğrenilebilen, geliştirilebilen ve doğru koşullar oluşturulduğunda giderek kolaylaşan bir davranış düzenidir.

Disiplin, insanın her gün yüksek motivasyonla uyanması değildir. Çünkü motivasyon bir duygu durumudur; yükselir, düşer, bazen de ortadan kaybolur. Disiplin ise motivasyon yokken bile davranışı başlatabilecek kadar sade ve tekrarlanabilir bir sistem kurabilmektir.

Alışkanlık Bir Gecede Oluşmuyor

Toplumda bir davranışın 21 günde alışkanlığa dönüştüğü sık sık söylenir. Bilimsel araştırmalar ise bu kadar kesin bir süreden söz etmenin doğru olmadığını gösteriyor.

Alışkanlık araştırmasında, belirledikleri bir davranışı aynı günlük bağlam içinde 12 hafta boyunca tekrarlamaya çalıştı. Davranışın otomatikleşme süresi kişiden kişiye büyük farklılık gösterdi. Araştırmada bu süre 18 gün ile 254 gün arasında değişti. Ortanca değer 66 gün civarındaydı. Daha da önemlisi, bir gün davranışın yapılmaması alışkanlık sürecini bütünüyle bozmadı. Araştırma doğrudan ders çalışma üzerine değil, sağlık davranışları üzerine yapılmıştı. Yine de istikrarlı bağlamın ve tekrarın alışkanlık oluşumundaki önemini açık biçimde gösteriyordu.

Bu sonuç öğrenciye önemli bir şey söylüyor: Bir gün çalışmadığında her şey bitmiş değildir. Asıl sorun bir gün aksatmak değil, “Nasıl olsa düzen bozuldu” diyerek tamamen vazgeçmektir.

Pazartesi günü iki saat çalışan, salı günü çalışamayan ve çarşamba günü yeniden masaya dönen öğrenci disiplinini kaybetmiş sayılmaz. Disiplin, hiç aksatmamak değil, aksadıktan sonra dönüş süresini kısaltmaktır.

“Çalışacağım” Bir Plan Değildir

Bir öğrenciye “Bugün ders çalışacak mısın?” diye sorulduğunda çoğunlukla “Çalışacağım” cevabı alınır. Ancak bu cevapta zaman, yer, ders ve yapılacak iş belli değildir. Niyet vardır fakat davranışı başlatacak yol haritası yoktur.

Psikolog Peter Gollwitzer’in “uygulama niyeti” olarak adlandırdığı yöntem tam olarak bu noktaya odaklanır. “Ders çalışacağım” demek yerine, “Akşam yemeğinden sonra saat 19.30’da odamda oturacağım ve 30 dakika boyunca matematikten üslü sayılarla ilgili 20 soru çözeceğim” denir.

Yapılan bir çalışmada, “Eğer şu durum gerçekleşirse şu davranışı yapacağım” biçimindeki somut planların hedefe ulaşma üzerinde orta ile büyük arasında bir etkiye sahip olduğu görüldü. Başka bir ifadeyle, yalnızca istemekle ne zaman, nerede ve nasıl başlayacağını belirlemek aynı şey değildir.

Örneğin lise öğrencisi Kerem’in planı “Bu akşam fen çalışacağım” olursa televizyon, telefon veya yorgunluk kolayca araya girebilir. Fakat planı “Saat 20.00’de masaya oturacağım, telefonumu salonda bırakacağım ve önce elektrik konusundan yanlış yaptığım 10 soruyu inceleyeceğim” biçiminde kurulursa başlangıç noktası netleşir.

Beyin belirsiz ve büyük işleri ertelemeye daha yatkındır. Bu nedenle “Matematik çalış” emri öğrencinin gözünde ağır bir yük hâline gelebilir. “İlk 15 dakika boyunca dünkü beş yanlışı yeniden çöz” görevi ise daha ulaşılabilir görünür.

Doğru Disiplinin Olumlu Tarafları

Sağlıklı bir çalışma düzeninin ilk yararı, öğrenciyi sürekli karar vermek zorunda kalmaktan kurtarmasıdır. Her gün “Şimdi çalışsam mı, biraz sonra mı başlasam?” sorusuyla uğraşan öğrenci, henüz kitaba dokunmadan zihinsel bir mücadele yaşamaya başlar. Çalışma zamanı ve başlangıç davranışı önceden belirlenmişse bu pazarlık giderek azalır.

İkinci yararı kaygıyı yönetmesidir. Dersler biriktiğinde öğrenci çoğu zaman işin tamamını düşünür. Önünde yüzlerce soru, onlarca konu ve yaklaşan sınav tarihi vardır. Düzenli program ise büyük yükü günlük parçalara ayırır. Öğrencinin bütün sınavı aynı akşam kazanması gerekmez. O akşamki görevi yalnızca iki çalışma bölümünü tamamlamaktır.

Üçüncü yararı gerçek bir yeterlilik duygusu oluşturmasıdır. Öğrenci her gün küçük fakat tamamlanabilir hedeflere ulaştıkça “Ben yapamıyorum” düşüncesinin karşısına somut kanıtlar koyar. Öz güven, yalnızca güzel sözlerle değil, tamamlanan davranışların birikmesiyle gelişir.

Dördüncü yararı öğrenmeyi zamana yaymasıdır. 317 deneyden elde edilen 839 değerlendirmeyi incelediği kapsamlı analiz, öğrenme oturumlarını zamana yaymanın bilgiyi uzun süre korumada toplu çalışmadan genellikle daha etkili olduğunu gösterdi. Yani sınavdan önce bir gecede beş saat çalışmak yerine, aynı konuyu farklı günlerde daha kısa sürelerle yeniden ele almak daha kalıcı sonuçlar doğurur.

Ancak düzenli çalışmanın yalnızca kitabı tekrar tekrar okumaktan ibaret olmaması gerekir. Deneyde metni tekrar tekrar okuyan öğrenciler, ilk dakikalarda daha başarılı görünüyordu. Bir hafta sonra ise kendisini sınayarak bilgiyi hatırlamaya çalışan grup, metni tekrar tekrar okuyan gruptan belirgin biçimde daha fazla bilgi hatırladı. Deneyin bir bölümünde hatırlama oranları yaklaşık yüzde 61’e karşı yüzde 40 olarak ölçüldü.

Bu nedenle iyi bir çalışma disiplini yalnızca “Her gün masaya oturmak” değildir. Kitabı kapatıp konuyu kendi cümleleriyle anlatmak, çözüme bakmadan soru çözmek, yanlışları yeniden denemek ve birkaç gün sonra bilgiyi tekrar çağırmak da bu düzenin parçasıdır.

Disiplinin Karanlık Yüzü

Her olumlu kavram gibi disiplin de yanlış yorumlandığında zarar verebilir. Özellikle sınava hazırlanan öğrencilerde disiplin bazen “Ne kadar uzun çalışırsan o kadar başarılı olursun” anlayışına dönüşüyor. Öğrencinin kaç saat masa başında kaldığı konuşuluyor fakat o sürede ne öğrendiği pek sorulmuyor.

Altı saat boyunca yarı uykulu şekilde kitap başında oturmak, iki saatlik odaklanmış ve etkin bir çalışmadan daha değerli değildir. Çalışma süresini başarı göstergesi hâline getirmek, öğrenciyi öğrenmeye değil süre doldurmaya yöneltebilir.

Bir başka tehlike katı mükemmeliyetçiliktir. Öğrenci kendisine her gün dört saat çalışma hedefi koyar. Bir gün okuldan yorgun gelir ve yalnızca bir saat çalışabilir. O bir saati başarı olarak görmek yerine, tamamlayamadığı üç saate odaklanır. Kısa süre sonra program, yol gösteren bir araç olmaktan çıkıp suçluluk üreten bir cetvele dönüşür.

Akademik tükenmişlik üzerine yapılan 29 araştırmanın incelendiği meta-analizde, tükenmişlik ile akademik başarı arasında anlamlı bir olumsuz ilişki bulundu. Özellikle öğrencinin kendisini yetersiz hissetmesi, başarıyla daha güçlü biçimde ilişkiliydi. Bu çalışmalar tek başına kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurmasa da sürekli yorgunluk, derslerden uzaklaşma ve yetersizlik hissinin masum belirtiler olmadığını gösteriyor.

Disiplin adına uykudan vazgeçmek de sık yapılan önemli bir hatadır. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, 6-12 yaş grubunun günde 9-12 saat, 13-18 yaş grubunun ise 8-10 saat düzenli uyumasını öneriyor. Uyku, ders çalışmanın rakibi değil, öğrenmenin biyolojik ortağıdır. Gece ikiye kadar çalışıp sabah derste gözlerini açık tutamayan bir öğrenci, çalışma süresini artırmış fakat öğrenme kapasitesini azaltmış olabilir.

Disiplinin başka bir olumsuz biçimi de sürekli dışarıdan kontrol edilmesidir. Her ödevin para, hediye veya ceza ile ilişkilendirilmesi öğrenciyi kısa süreli olarak harekete geçirebilir. Fakat 128 deneyin incelendiği analizde özellikle beklenen ve kontrol edici somut ödüllerin bazı koşullarda kişinin etkinliği kendi isteğiyle sürdürme arzusunu zayıflatabildiği görüldü. Her ödül zararlı değildir; sorun, öğrencinin çalışma nedeninin bütünüyle dış denetime bağlanmasıdır.

“Çalışırsan sana telefon alacağım” cümlesi yerine, “Bu hafta planının ne kadarı işledi, nerede zorlandın?” sorusu daha öğreticidir. İlki öğrenciyi ödüle bağlar, ikincisi kendi davranışını değerlendirmeye çağırır.

Erteleme Her Zaman Tembellik Değildir

Ders çalışmayı erteleyen her öğrencinin umursamaz veya sorumsuz olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. 691 ilişkiyi inceleyen meta-analitik çalışmasında görevin itici gelmesi, sonucun uzak olması, düşük öz yeterlilik, dürtüsellik, dikkat dağınıklığı ve organizasyon güçlükleri önemli değişkenler arasında yer aldı.

Öğrenci bazen çalışmak istemediği için değil, nereden başlayacağını bilmediği için erteler. Bazen de daha önce defalarca başarısız olduğu bir ders, onda yetersizlik hissi uyandırır. Masaya oturmak aynı duyguyla yeniden karşılaşmak anlamına geldiği için kaçınır.

Bu durumda “Biraz iradeli ol” demek yeterli değildir. Görev küçültülmelidir. Örneğin “Bugün kimyayı bitireceğim” yerine “İlk 20 dakikada mol kavramıyla ilgili konu özetini okuyup beş temel soru çözeceğim” hedefi konulabilir.

Başlamak için gereken psikolojik eşik ne kadar düşürülürse davranışın gerçekleşme ihtimali o kadar artar. Çoğu zaman devam etme isteği başlamadan önce değil, başladıktan sonra gelir.

Telefonu Susturmak Her Zaman Yetmiyor

Ders çalışırken telefonun yalnızca sessize alınması yeterli olmayabilir. Akıllı telefonların bilişsel performans üzerindeki etkisini inceleyen 22 araştırma ve 43 etki büyüklüğünü kapsayan bir meta-analiz, telefon kullanımı ve telefonun ortamda bulunmasıyla bilişsel performans arasında genel olarak olumsuz bir etki bulunduğunu gösterdi. Bununla birlikte araştırmacılar etkinin hafıza, dikkat ve genel bilişsel performans alanlarında aynı büyüklükte olmadığını, sonuçların çalışmalar arasında değişebildiğini de belirtiyor.

Bu bulgudan çıkarılacak sonuç öğrenciye “İradene hâkim ol” demek değildir. Daha akıllıca olan, dikkat dağıtıcı uyaranı çalışma alanından uzaklaştırmaktır. Telefon masanın üzerinde ters çevrilmiş biçimde durduğunda da zihnin bir bölümü gelecek bildirimi bekleyebilir. Çalışma sırasında telefonun başka bir odada bırakılması, gerektiğinde uygulama engelleyici kullanılması veya yalnızca belirlenen molalarda kontrol edilmesi daha işlevsel olabilir.

Ancak telefonun ders için kullanılması gerekiyorsa amaç dışı uygulamalar kapatılmalı, bildirimler susturulmalı ve yalnızca gerekli kaynak açık tutulmalıdır. Teknoloji düşman değildir; sınır konulmadığında dikkatin en güçlü rakiplerinden biridir.

Her Öğrenciye Aynı Program Verilemez

İnternette çok sayıda hazır çalışma programı dolaşıyor. Sabah beşte kalkmayı, saatlerce çalışmayı ve günün neredeyse her dakikasını planlamayı öneren listeler özellikle sınav dönemlerinde ilgi görüyor. Fakat bir başkasının hayatına göre hazırlanmış program, öğrencinin okul saatine, ulaşım süresine, uyku düzenine, öğrenme hızına ve aile koşullarına uymayabilir.

İyi program ideal koşullara değil, öğrencinin gerçek hayatına göre hazırlanır.

Örneğin eve saat 17.00’de gelen, yemek yiyen ve biraz dinlenmeye ihtiyaç duyan bir öğrencinin programını 17.05’te başlatmak gerçekçi değildir. Saat 18.30’da başlayacağı iki odaklanmış çalışma bölümü daha sürdürülebilir olabilir. Bir öğrencinin 25 dakika, diğerinin 40 dakika kesintisiz çalışabilmesi de doğaldır.

Kısa molaların dikkate katkı sağlayabileceğini gösteren deneyler bulunuyor. Yaklaşık bir saat süren monoton dikkat görevi üzerinde yapılan araştırmada, kısa ve seyrek zihinsel aralar verilen grubun performans düşüşü daha sınırlı kaldı. Ancak bu çalışma “Herkes tam 25 dakika çalışmalıdır” anlamına gelmez. Bilimsel sonuç, uzun ve tekdüze çalışmalarda planlı kısa araların yararlı olabileceğini gösterir; sihirli bir dakika sayısı vermez.

Öğrenci 30 dakika verimli çalışıp 5-10 dakika ara verebilir. Bir başkası 45 dakikalık bölümlerde daha iyi performans gösterebilir. Önemli olan molanın telefonda yarım saat kaybolmaya dönüşmemesidir.

İşleyen Bir Çalışma Düzeni Nasıl Kurulur?

Öncelikle öğrencinin “asgari çalışma hedefi” bulunmalıdır. Bu, çok yorgun olduğu günde bile yapabileceği küçük görevdir. Örneğin 15 dakika tekrar yapmak, 10 soru çözmek veya yalnızca o günkü ders notlarını düzenlemek olabilir.

Asgari hedefin küçük olması tembellik değildir. Amacı yüksek performans göstermek değil, davranış zincirini korumaktır. Öğrenci iyi gününde iki veya üç çalışma bölümü yapabilir. Zor gününde ise asgari hedefini tamamlayıp ertesi gün normal düzenine dönebilir.

İkinci olarak görevler somut yazılmalıdır. “Türkçe çalışılacak” yerine “Paragraftan 20 soru çözülecek, yanlış çıkan soruların gerekçeleri yazılacak” denmelidir. “Tarih tekrarı” yerine “Kurtuluş Savaşı ünitesinin zaman çizelgesi kitaba bakmadan çıkarılacak” biçiminde açık bir görev belirlenmelidir.

Üçüncü olarak çalışma oturumunun sonunda kısa bir hatırlama uygulaması yapılmalıdır. Öğrenci kitabı kapatıp “Bu bölümden aklımda kalan beş şey nedir?” sorusuna cevap verebilir. Yanlış yaptığı soruları yalnızca okumak yerine çözümü kapatıp yeniden deneyebilir. Öğrenmenin ölçüsü sayfaya bakarken her şeyin tanıdık gelmesi değil, bilgiye ihtiyaç duyulduğunda onu geri çağırabilmektir.

Dördüncü olarak sonuç değil süreç kaydedilmelidir. Her akşam yalnızca kaç saat çalışıldığına bakmak yerine şu sorular sorulabilir:

  • Planlanan saatte başlayabildim mi?
  • Belirlediğim somut görevi tamamladım mı?
  • Hangi yanlışım bilgi eksikliğinden, hangisi dikkat veya yorum hatasından kaynaklandı?
  • Kaç saat uyudum?
  • Yarın aynı sorunu azaltmak için neyi değiştireceğim?

Bu kayıtlar öğrenciyi kendisini suçlamaktan çıkarıp kendi çalışma davranışını inceleyen bir gözlemci hâline getirir.

Beşinci olarak kaçırılan gün için önceden bir dönüş kuralı konulmalıdır. “Bir gün çalışamazsam ertesi gün iki katını yapacağım” kuralı genellikle yeni bir yük oluşturur. Daha sağlıklı kural şudur: “Aksayan çalışmayı haftalık programa yeniden yerleştireceğim fakat ertesi gün normal düzenime döneceğim.”

Aile Ne Yapmalı?

Ailenin görevi öğrencinin başında sürekli nöbet tutmak değildir. Evde çalışma için uygun sessizlik ve düzeni sağlamak, gerçekçi sınırlar koymak ve öğrencinin kendi programına katılmasına izin vermek daha değerlidir.

“Bugün kaç saat çalıştın?” sorusu yerine şu sorular sorulabilir:

“Bugünkü hedeflerinden hangisini tamamladın?”

“En çok hangi soruda zorlandın?”

“Programda değişmesi gereken bir şey var mı?”

“Benden sessizlik, kaynak veya başka bir konuda yardım istiyor musun?”

Bu sorular öğrenciyi sorguya çekmez; sorumluluğu ona bırakırken desteğin varlığını hissettirir.

Aile, kötü geçen bir deneme sınavından sonra çalışma süresini ceza gibi artırmamalıdır. Bunun yerine yanlışlar sınıflandırılabilir. Örneğin 12 yanlışın beşi konu eksikliğinden, dördü soruyu acele okumaktan, üçü zaman yönetiminden kaynaklanmış olabilir. Böyle bir değerlendirme “Daha çok çalış” gibi belirsiz bir emirden çok daha yararlıdır.

Öğrencinin programa uyamaması sürekli hâle geliyorsa yalnızca disiplin eksikliğine odaklanmak da doğru değildir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı, depresyon, öğrenme güçlüğü, uyku bozuklukları veya yoğun aile sorunları çalışma davranışını etkileyebilir. Belirgin ve uzun süren işlev kayıplarında okul rehberlik servisiyle veya uygun bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek gerekir.

Sonuç: Disiplin Kendine Sert Davranmak Değildir

Ders çalışma disiplini, öğrencinin hayatını yalnızca derslerden ibaret hâle getirmek değildir. Sağlıklı disiplinin içinde uyku, dinlenme, hareket, arkadaşlık, aile zamanı ve hata yapma hakkı da bulunur.

Doğru kurulan düzen öğrenciyi özgürleştirir. Çünkü ne zaman çalışacağını bildiği gibi ne zaman dinleneceğini de bilir. Yanlış kurulan düzen ise öğrenciyi sürekli suçluluk altında tutar; çalışırken yetersiz, dinlenirken huzursuz hissettirir.

Bir öğrencinin gerçek başarısı, her gün kusursuz bir performans sergilemesinde aranamaz. Asıl gelişme, başlamanın giderek kolaylaşmasında, yanlışların anlamlı geri bildirime dönüşmesinde ve aksayan bir günün ardından yeniden masaya dönülebilmesindedir.

Çünkü çalışma disiplini hiç düşmemek değil, düştükten sonra kendini cezalandırmadan yeniden başlayabilmektir. Masada geçirilen saatlerin çokluğu değil, o masaya düzenli, bilinçli ve sağlıklı biçimde dönebilme becerisidir.

 

Tamer Öztürk

Tamer Öztürk

2002 yılından itiraberen eğitimci olarak eğitim hayatında olup sosyal bilimler alanında yüksek lisansını 2004 yılında tamamlamıştır. Çeşitli danışmanlık ve koçluk alanlarında danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Tüm yazılarını gör →