ERGENLER ARASI İLİŞKİLER
Ergenler arası ilişkiler, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında “küçük tartışmalar”, “grup içi alınmalar” ya da “birbirlerini etkilemeye çalışma” gibi görünür. Oysa bu dönem, bir insanın kimlik duygusunu, özgüvenini, sınır koyma biçimini ve ileride kuracağı dostlukları belirleyen en hassas evrelerden biridir. Dünya Sağlık Örgütü de ergen ruh sağlığını etkileyen önemli etkenler arasında akran ilişkilerinin niteliğini, zorbalığı ve sosyal çevreyi açıkça vurgular.
Ergenlikte arkadaşlık yalnızca “birlikte vakit geçirmek” değildir. Kabul görmek, gruba ait hissetmek, dışlanmamak, beğenilmek ve anlaşılmak bu ilişkilerin görünmeyen tarafıdır. Ergenlik üzerine değerlendirmelerinde, ergenlerin akranlarıyla geçirdikleri zamanın çocukluk dönemine kıyasla çok daha belirgin hale geldiği ve bu ilişkilerin gelişim üzerinde güçlü etkiler taşıdığı belirtilir. Aidiyet hissi yüksek olan gençlerin psikolojik açıdan daha iyi durumda olma eğilimi gösterdiğine dair bulgular da vardır.
Bu yüzden ergenlerin kendi aralarındaki ilişkilerde en çok dikkat etmesi gereken ilk konu, “arkadaşlık” ile “baskı” arasındaki farkı ayırt edebilmektir. Her birlikte olunan kişi iyi arkadaş değildir. Bazen bir grup, bireyin kendisi gibi davranmasına değil, kendini değiştirmesine neden olur. Örneğin bir genç aslında istemediği halde arkadaş çevresine uyum sağlamak için biriyle alay edebilir, öğretmene karşı saygısız davranabilir ya da sırf dışlanmamak için riskli bir harekete katılabilir. Bu durum sadece ahlaki bir mesele değil, aynı zamanda bilimsel olarak da gözlenen bir etkidir. Deneysel çalışmalarda, akranlarının varlığında ergenlerin daha fazla risk alma eğilimi gösterdiği bulunmuştur; yani yanında izleyen arkadaşlar varken verilen kararlar daha dürtüsel olabilmektedir.
Günlük hayattan basit bir örnek verelim: Tek başınayken scooter ile dikkatli süren bir genç, arkadaşlarının yanında daha hızlı gitmeye çalışabilir. Tek başınayken bir sosyal medya paylaşımına kaba yorum yapmayacak biri, grubun gazıyla bunu yapabilir. Sadece “ayıp olmasın” ya da “ezik görünmeyeyim” duygusu bile davranışı değiştirebilir. Bu nedenle ergenlerin kendilerine şu soruyu sorması önemlidir: “Bunu gerçekten ben mi istiyorum, yoksa gruptan kopmamak için mi yapıyorum?” Bu soru, birçok yanlış kararın önüne geçebilir.
İkinci önemli nokta, sınır meselesidir. Ergenler arasında yakınlık arttıkça bazen sınırlar bulanıklaşır. Telefon şifresi istemek, özel mesajları görmek istemek, sürekli nerede olduğunu sormak, arkadaşını başka biriyle konuştuğu için suçlamak ya da “beni gerçekten seviyorsan bunu yaparsın” gibi cümleler kurmak, sağlıklı ilişki değil kontrol davranışıdır. Arkadaşlıkta da, duygusal yakınlaşmalarda da kişinin özel alanı vardır. Sağlıklı ilişkide merak olabilir; ama baskı olmamalıdır. İlgi olabilir; ama denetleme olmamalıdır.
Üçüncü olarak, dışlama ve görünmez zorbalık konusu çok ciddidir. Zorbalık yalnızca itme, bağırma ya da doğrudan hakaret değildir. Bazen birini gruptan bilinçli şekilde uzak tutmak, mesaj grubunda yok saymak, sürekli imalı konuşmak, dedikodu yaymak ya da yüzüne başka, arkasından başka davranmak çok daha yıpratıcı olabilir. Zorbalık, güç dengesizliği içeren ve tekrarlanan saldırgan davranışlar olarak tanımlanır; bunun yüz yüze ya da çevrim içi biçimleri olabilir. WHO da zorbalığın depresyon, kaygı ve intihar düşünceleriyle bağlantılı olabildiğini belirtir.
Burada en çarpıcı bulgulardan biri, sosyal dışlanmanın beyinde ve duygusal sistemde gerçek bir stres yanıtı oluşturabilmesidir. “Cyberball” adı verilen deneylerde, katılımcılar sanal bir oyunda grup tarafından dışlanır ve özellikle gençlerde bunun ruh hali üzerinde belirgin olumsuz etkiler yarattığı görülür. Bazı çalışmalar, erken ergenlik dönemindekilerin sosyal dışlanmadan sonra duygu durumunda daha güçlü bozulmalar yaşayabildiğini ve hatta bazı bilişsel görevlerde performans düşüşü gösterebildiğini ortaya koymuştur. Yani “Sadece oyuna almadılar, bu kadar büyütme” demek bilimsel açıdan da doğru değildir; dışlanma gerçekten can yakar.
Dördüncü olarak, dijital ortamların ergen ilişkilerini hem kolaylaştırdığı hem de zorlaştırdığı unutulmamalıdır. Sosyal medya gençlerin birbirine ulaşmasını, ortak ilgi alanı bulmasını ve yalnızlık hissini azaltmasını sağlayabilir. Fakat yoğun ve kontrolsüz kullanım; kıyaslama, dışlanmış hissetme, çevrim içi zorbalık ve sürekli onay bekleme gibi sorunları artırabilir. 2023 verilerine dayanan 2024 tarihli araştırmada, sık sosyal medya kullanan öğrencilerde okul içi ve elektronik zorbalık yaşama oranlarının, ayrıca sürekli üzüntü ve umutsuzluk bildirme olasılığının daha yüksek olduğu aktarılır. Amerikan Pediatri Akademisi de sosyal medyanın hem bağ kurmayı destekleyebileceğini hem de aşırı kullanımda yalnızlık, kaygı ve depresif belirtilerle ilişki gösterebildiğini vurgular.
Bunu günlük yaşamda çok net görürüz. Örneğin bir genç, arkadaşlarının hafta sonu buluşmasına çağrılmadığını Instagram hikâyelerinden öğrenebilir. Sınıfta kimse yüzüne bir şey söylememiştir ama birkaç paylaşımdan sonra “istenmeyen kişi” gibi hissedebilir. Ya da bir arkadaş grubunda sürekli geç cevap vermek, görüldü atmak, ortak fotoğraflardan birini özellikle kesmek gibi davranışlar bile ilişkide kırgınlığa neden olabilir. Bu nedenle dijital nezaket de artık yüz yüze nezaket kadar önemlidir.
Peki ergenler kendi aralarındaki ilişkilerde nelere dikkat etmeli?
Öncelikle, saygı duymayı öğrenmelidirler. Her arkadaş aynı düşünmek zorunda değildir. Müzik zevki, giyim tarzı, konuşma biçimi, ders başarısı ya da sosyal çevre farklı olabilir. Gerçek arkadaşlık, benzerlikten çok saygı üzerine kurulur. “Benim gibi değilsen seni dışlarım” anlayışı, ilişkinin değil güvensizliğin göstergesidir.
İkinci olarak, şaka ile incitmeyi ayırmak gerekir. Ergen gruplarında alay çoğu zaman mizah gibi sunulur. Oysa bir kişi sürekli aynı konuda hedef seçiliyorsa, gülüyor gibi görünse bile kırılıyor olabilir. Özellikle fiziksel görünüş, aile durumu, ekonomik koşullar, notlar veya duygusal ilişkiler üzerinden yapılan şakalar derin iz bırakabilir. İyi şaka, iki tarafın da güldüğü şeydir; sadece bir tarafı eğlendiren değil.
Üçüncü olarak, sır saklama ve güven konusu önemlidir. Bir arkadaşın anlattığı özel bir şeyi başkalarına “sadece bir kişiye söyledim” diye aktarmak, çoğu zaman o güveni geri dönülmez biçimde bozar. Ergenlikte mahremiyet ihtiyacı artar; bu dönemde sırların ifşa edilmesi hem utanç hem de yoğun yalnızlık hissi yaratabilir. Güven bir anda kurulmaz, ama bir dakikada yıkılabilir.
Dördüncü olarak, kıskançlığı sevgiyle karıştırmamak gerekir. “Başkasıyla konuşma”, “Ben olmadan bir yere gitme”, “Herkesten önce bana yaz” gibi beklentiler romantik görünse de çoğu zaman sağlıksız bağlanmanın işaretidir. Sağlıklı ilişkide kişi nefes alabilir, başka arkadaşlıklar kurabilir ve suçluluk duymadan kendi alanını koruyabilir.
Beşinci olarak, çatışma çıktığında hemen kopmak ya da büyütmek yerine konuşmayı denemek gerekir. Ergenlikte duygular yoğun yaşandığı için küçük bir yanlış anlaşılma büyük bir kırgınlığa dönüşebilir. Bir arkadaşın kısa cevap vermesi her zaman kızgın olduğu anlamına gelmez; yorgun olabilir, evde sorun yaşıyor olabilir ya da sadece o gün konuşmak istemiyordur. İlişkileri koruyan şey, zihin okuma değil açık iletişimdir. “Bana biraz uzak davrandın, yanlış mı anladım?” gibi sade bir cümle birçok sorunu çözer.
Altıncı olarak, grup içinde cesur olmak kadar gerektiğinde “hayır” diyebilmek de önemlidir. Bazen en olgun davranış sürüye katılmamak olur. Birini küçük düşüren videoyu paylaşmamak, arkadaşların zorlamasıyla kavga etmemek, dalga geçilen kişiye destek olmak, yanlış olana gülmemek ciddi bir karakter gücüdür. Çünkü ergenlikte popüler görünmek kısa sürer; ama vicdanla ilgili izler uzun kalır.
Aileler ve öğretmenler açısından da önemli bir nokta vardır: Ergenler arası ilişkilere “çocuk işi” diye bakmamak gerekir. Okul bağlılığı ve güvenli sosyal çevre, gençlerin ruh sağlığı üzerinde koruyucu bir etkiye sahiptir. Okul bağlılığının uzun vadeli olumlu sonuçlarla ilişkili olduğunu vurgulanmaktadır. Benzer şekilde, kaliteli akran desteğinin depresif belirtiler üzerinde benzersiz bir etkisi olabildiğini gösteren boylamsal çalışmalar vardır.
Sonuç olarak, ergenlerin kendi aralarındaki ilişkilerinde en önemli ölçüt şudur: Bir ilişki insanın kendisini küçültüyor mu, yoksa güçlendiriyor mu? İyi bir arkadaşlık kişiyi korkutarak değil, rahatlatıp geliştirerek etkiler. Sürekli tetikte hissettiren, kendin gibi olmana izin vermeyen, seni başkalarının önünde küçülten ya da yalnız kalma korkun üzerinden seni yöneten ilişkiler sağlıklı değildir. Buna karşılık seni dinleyen, sınırlarına saygı duyan, hata yaptığında seni rezil etmek yerine konuşan ve iyi hissettiren ilişkiler gelişimin için değerlidir.