Erkek Çocuk Yetiştirmek: Güçlü Olsun Derken Kalbini Susturmayın
Parkta koşarken düşen beş yaşındaki bir çocuğun dizinden kan sızıyor. Çocuk, ağlamakla kendini tutmak arasında gidip gelirken yakındaki bir yetişkin hemen o tanıdık cümleyi söylüyor:
“Erkek adam ağlamaz.”
Bu dört kelime, çoğu zaman iyi niyetle söylenir. Çocuğun güçlü, dayanıklı ve cesur olması istenir. Fakat çocuk bu cümleden başka bir ders çıkarabilir: “Canım yandığında bunu göstermemeliyim. Korktuğumda söylememeliyim. Üzüldüğümde yardım istememeliyim.”
Yıllar sonra karşımıza duygularını anlatamayan, kırıldığında içine kapanan, korktuğunda öfkelenen, yardım istemeyi zayıflık sayan bir yetişkin çıktığında şaşırırız. Oysa bazı erkeklerin öfke dışında duygu gösterememesi, duygusuz olmalarından değil, öfkenin kendilerine izin verilen tek duygu hâline gelmesinden kaynaklanabilir.
Erkek çocuğu yetiştirmenin temel meselesi, onu “sert bir erkek” kalıbına sokmak değildir. Asıl mesele; vicdanlı, sorumluluk sahibi, kendi sınırlarını koruyabilen, başkasının sınırlarına saygı duyan, gerektiğinde mücadele eden ama gerektiğinde yardım isteyebilen bir insan yetiştirmektir.
Erkek çocuklar gerçekten daha mı duygusuz?
Bilimsel veriler, kız ve erkek çocuklar arasında bazı ortalama farklılıklar bulunduğunu ancak bunların sanıldığı kadar büyük olmadığını gösteriyor. Çocukların duygularını ifade etmeleri üzerine yapılan, 166 araştırma ve 21 bin 709 çocuğu kapsayan geniş bir meta-analizde kızların üzüntü, kaygı ve sempati gibi içe yönelen duyguları; erkeklerin ise öfke gibi dışa yönelen duyguları biraz daha fazla gösterdiği belirlendi. Fakat araştırmacılar bu farklılıkların genel olarak çok küçük olduğunu, yaşa ve sosyal ortama göre değiştiğini özellikle vurguladı. Çocuklar anne ve babalarının yanındayken kızlarla erkekler arasındaki fark daha da azalıyor.
Bu bulgu önemli. Çünkü bize erkek çocukların doğuştan duygusuz olmadığını, duygu gösterme biçimlerinin çevrenin beklentileriyle şekillendiğini anlatıyor.
Nitekim beş yaş altındaki çocuklarla ilgili 45 araştırmanın incelendiği başka bir sistematik derleme, anne ve babaların kız ve erkek çocuklarla farklı biçimde konuşabildiğini, farklı oyuncaklar sunduğunu, farklı oyunlar oynadığını ve aynı davranışlara farklı tepkiler verebildiğini gösteriyor. Bu farklı tutumlar çocukların duygu gösterme, oyun oynama, uyum sağlama ve saldırganlık biçimleriyle ilişkili bulunuyor. Araştırmacılar, çalışmaların yöntemsel sınırlılıkları nedeniyle kesin bir neden-sonuç hükmü kurulamayacağını da belirtiyor.
Kısacası her hareketli çocuk “erkek olduğu için”, her sessiz çocuk da “çekingen olduğu için” öyle değildir. Mizaç, aile ortamı, yaşanmışlıklar, okul, arkadaşlar ve kültür, en az biyolojik özellikler kadar önemlidir. Grup ortalamaları, evimizdeki çocuğun kaderi değildir.
0-2 yaş: “Bırak ağlasın, erkek çocuk” demeyin
Hayatın ilk iki yılında çocuğun en önemli ihtiyacı disiplin değil, güvenli ilişkidir. Bebek ağladığında, ses çıkardığında veya göz teması kurmaya çalıştığında aslında yetişkine bir çeşit davet gönderir. Yetişkinin bakışı, sesi, dokunuşu ve zamanında verdiği karşılık, bebeğin sinir sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur.
Harvard Üniversitesi Çocuk Gelişimi Merkezi bu karşılıklı ilişkiyi “servis ve karşılık” biçiminde tanımlıyor. Bebek ses çıkarır, yetişkin karşılık verir; bebek bir nesneyi gösterir, yetişkin onu adlandırır. Bu küçük alışverişlerin dil, ilişki kurma ve duygusal düzenleme becerilerinin temelini desteklediği belirtiliyor.
Ünlü “donuk yüz” deneylerinde ise anne ya da bakım veren kişi, bebekle normal biçimde etkileşim kurduktan sonra kısa süreliğine ifadesiz ve tepkisiz kalıyor. Bebekler önce gülümseyerek, ses çıkararak ve hareket ederek yetişkini yeniden ilişkiye çağırıyor; karşılık alamadıklarında olumlu ifadeleri azalıyor, bakışlarını kaçırıyor ve huzursuzlaşıyor. Bu etki farklı araştırmalarda tekrar tekrar gözlenmiştir.
Elbette hiçbir anne ya da baba günün her anında kusursuz biçimde karşılık veremez. Zaten çocuk gelişimi kusursuz ebeveynlik istemez. Önemli olan, kopan ilişkinin yeniden kurulabilmesidir.
Gece ağlayan bir erkek bebeğe “Kucağa alışmasın” diye uzun süre karşılık vermemek yerine şöyle davranılabilir:
“Sesini duydum. Buradayım. Karnın mı acıktı, altın mı ıslandı, korktun mu, birlikte bakalım.”
Bebek kelimeleri tam anlamasa bile ses tonundan güveni hisseder. Babasının altını değiştirmesi, onu uyutması ve ağladığında sakinleştirmesi de yalnızca anneye yardım değildir. Çocuğa bakımın ve şefkatin erkekliğe aykırı olmadığını gösteren ilk derstir.
Bu dönemde aşırı koruma da doğru değildir. Çocuk güvenli bir ortamda emeklemeli, düşüp yeniden kalkmalı, nesnelere ulaşmaya çalışmalıdır. Olumlu olan, güvenli bağlanmanın sağladığı keşif cesaretidir. Olumsuz olan ise “erkek çocuk dayanıklı olmalı” düşüncesiyle ihmal etmek veya tam tersine hiçbir güçlükle karşılaşmasına izin vermemektir.
3-6 yaş: Duyguyu kabul edin, davranışa sınır koyun
Üç ile altı yaş arasındaki çocukların duyguları güçlü, kendilerini durdurma becerileri ise henüz gelişme aşamasındadır. Çocuk oyuncağı alınmadığında bağırabilir, kardeşine vurabilir veya marketin ortasında yere yatabilir. Bu davranışların hepsini “şımarıklık” diye açıklamak kolaydır. Oysa çocuk çoğu zaman duygusunu yönetemediği için bedenini kullanır.
Burada uygulanabilecek temel ilke şudur:
“Her duygu kabul edilir, her davranış kabul edilmez.”
Örneğin çocuk kardeşine vurduğunda “Sen kötü bir çocuksun” demek yerine şu sıra izlenebilir:
“Çok öfkelendiğini görüyorum. Öfkelenebilirsin ama vuramazsın. Şimdi seni biraz uzaklaştıracağım. Sakinleştiğinde oyuncağı nasıl düzelteceğimizi ve kardeşinin zararını nasıl gidereceğimizi konuşacağız.”
Bu yaklaşımda duyguya isim verilir, davranış durdurulur ve çocuğa yaptığı davranışın sonucunu onarma sorumluluğu verilir. Sadece zorla “özür dilerim” dedirtmek yerine kırdığı oyuncağı toplamasını, döktüğü suyu silmesini veya arkadaşına nasıl telafi edeceğini düşünmesini sağlamak daha öğreticidir.
Yapılan çalışmada, eğitim alan ebeveynlerin empati ve duygu koçluğu becerilerinde gelişme; çocukların duygu bilgisi ve öğretmenlerin bildirdiği davranış sorunlarında ise olumlu değişim görüldü. Örneklem küçük olduğu için sonuçları bütün çocuklara kesin biçimde genellemek doğru olmaz, fakat bulgular duygu hakkında konuşmanın disiplini zayıflatmadığını gösteriyor.
Bu yaşlarda çocuk, söylenenden çok gördüğünü öğrenir. klasik Bobo bebek deneyinde saldırgan davranan yetişkinleri izleyen okul öncesi çocuklar, daha sonra benzer saldırgan hareketleri daha fazla taklit etmişti. Deney bütün gerçek hayatı açıklamaz ancak model almanın gücünü açık biçimde gösterir.
Baba trafikte öfkelendiğinde hakaret ediyor, anne evdeki bir tartışmada eşyaları fırlatıyor, sonra da çocuktan sakin olmasını bekliyorsa verilen sözlü nasihat etkisini kaybeder. Çocuk, öfkenin nasıl konuşulduğunu yetişkinlerden öğrenir.
Hareketli ve fiziksel oyunlar yasaklanmamalıdır. Koşmak, güreşmek, tırmanmak ve mücadele etmek çocuğa bedenini tanıma fırsatı verebilir. Fakat güreş oyununda bile üç kural bulunmalıdır: Her iki taraf da oyunu istemeli, “dur” dendiğinde anında durulmalı ve güçlü olan diğerini aşağılamamalıdır. Fiziksel oyun üzerine yapılan meta-analizler, oyunun niteliğine bağlı olarak sosyal yeterlilik ve duygu düzenlemeyle ilişkiler bulunabildiğini, ancak saldırganlıkla ilişkinin de tamamen göz ardı edilemeyeceğini gösteriyor.
Bu yaş, beden sınırlarını öğretmek için de uygundur. Çocuğu istemediği hâlde bir akrabayı öpmeye zorlamak yerine “İstersen el sallayabilir veya merhaba diyebilirsin” denilebilir. Kendi “hayır”ının değerli olduğunu öğrenen çocuk, başkasının “hayır”ına da saygı göstermeyi daha kolay öğrenir.
7-10 yaş: Başarıdan önce sorumluluk öğretilmeli
İlkokul yıllarında erkek çocuklarının önemli bir bölümü başarı, güç ve arkadaş grubu içindeki konum üzerinden değerlendirilmeye başlanır. “Sınıfın en güçlüsü”, “takımın en iyisi”, “matematikte en hızlısı” olmak öne çıkabilir. Rekabet doğru yönetildiğinde azim ve hedef belirleme becerisi kazandırabilir. Fakat çocuk yalnızca kazandığında değerli olduğunu hissederse başarısızlıkla karşılaştığında ya hileye başvurabilir ya da hiç denememeyi seçebilir.
Beşinci sınıf öğrencileriyle yürüttülen deneylerde zekâsı övülen çocukların, çabası ve çalışma süreci övülen çocuklara göre başarısızlığın ardından daha az ısrarcı davranabildiği, öğrenmekten çok başarılı görünmeye odaklanabildiği görüldü.
Bu, çocuğa sürekli “Çok çalıştın” demenin tek başına yeterli olduğu anlamına gelmez. Övgünün gerçekçi ve somut olması gerekir.
Matematik sınavından 55 alan çocuğa “Sen zaten tembelsin” denildiğinde kişiliği yargılanır. “Sen çok zekisin, istersen yaparsın” denildiğinde ise sorun belirsiz bırakılır. Daha yararlı konuşma şuna benzeyebilir:
“Kesirlerde aynı türden dört hata yapmışsın. Soruları aceleyle çözmüşsün. Bu hafta üç gün, yirmişer dakika çalışalım. Önce yanlışlarını sınıflandıralım, sonra benzer sorular çözelim.”
Böylece çocuk başarısızlığın bir kimlik değil, üzerinde çalışılabilecek bir durum olduğunu öğrenir.
Bu yaşta ev sorumlulukları da cinsiyete göre ayrılmamalıdır. Erkek çocuk sofrayı toplamalı, odasını düzenlemeli, çamaşırını sepete atmalı, yaşına uygun yiyecek hazırlamayı öğrenmelidir. Ev işi “anneye yardım” değildir; o evde yaşayan herkesin sorumluluğudur.
Erken ilkokul döneminde düzenli ev işi yapan çocuklarla ilgili uzunlamasına bir araştırmada, bu alışkanlık daha sonraki öz yeterlilik, toplum yanlısı davranış ve bazı yürütücü işlev ölçümleriyle ilişkili bulundu. Bu gözlemsel ilişki tek başına ev işinin sonuçlara neden olduğunu kanıtlamaz, fakat yaşa uygun sorumluluğun gelişimsel değerini destekler.
Akran zorbalığında ise “Sana vurana sen de vur” cümlesi tek çözüm olarak sunulmamalıdır. Çocuğa dik durma, açık bir sesle “Bunu yapmayı bırak” deme, tehlikeli yerden uzaklaşma ve güvenilir bir yetişkine haber verme becerileri öğretilmelidir. Fiziksel tehlike varsa öncelik kendini koruyup oradan çıkmaktır. Yardım istemek korkaklık değildir.
11-14 yaş: Büyüyen bedenle birlikte mahremiyet de büyür
Ergenliğin ilk yıllarında çocuk, bedenindeki değişiklikleri arkadaşlarıyla karşılaştırmaya başlar. Boyu, sesi, kilosu, tüylenmesi ve fiziksel gelişimi onun için büyük bir mesele olabilir. Erken veya geç gelişmek, alay edilme korkusunu artırabilir.
Bu dönemde yapılabilecek en büyük hatalardan biri, çocuğun sorularını utançla karşılamaktır. “Ayıp”, “Senin yaşında bunlar düşünülmez” veya “Erkek adam bunları zaten bilir” denildiğinde çocuk soru sormayı bırakabilir. Fakat merakını bırakmaz; cevabı arkadaşlarından, sosyal medyadan veya pornografik içeriklerden arar.
Yaşa uygun cinsellik eğitimi yalnızca üreme sistemini anlatmak değildir. Mahremiyet, rıza, sağlıklı ilişki, dijital güvenlik, beden sınırları ve sorumluluk da konuşulmalıdır. Amerikan Pediatri Akademisinin klinik değerlendirmesi, gelişim dönemine uygun ve kanıta dayalı cinsellik eğitiminin gençlerin daha güvenli ve bilinçli kararlar vermesine katkıda bulunduğunu bildiriyor.
Çocuğa internet pornografisinin cinsellik eğitimi olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Bu görüntülerin kurgu, performans ve ticari içerik olduğu; gerçek ilişkilerde karşılıklı saygı, konuşma, güvenlik ve rızanın bulunduğu söylenmelidir. Bu konuşma suçlayıcı yapılırsa kapı kapanır. Sakin yapılırsa çocuk yanlış bilgiyle karşılaştığında ailesine dönebilir.
Bu yaşta arkadaş etkisi de belirginleşir. Ergenler ve yetişkinlerin karşılaştırıldığı bir beyin görüntüleme deneyinde, arkadaşları tarafından izlendiğini düşünen ergenlerin simüle edilmiş sürüş oyununda daha fazla risk aldığı ve ödülle ilişkili beyin bölgelerinde daha güçlü etkinlik gösterdiği bulundu. Aynı etki yetişkinlerde görülmedi.
Bu nedenle “Oğlum neyin doğru olduğunu biliyor” demek tek başına yeterli değildir. Çocuk doğruyu bilse bile arkadaş grubunun içinde farklı davranabilir. Riskli bir ortamdan çıkmak için önceden cümle çalışılabilir:
“Ben bunu yapmayacağım.”
“Beni karıştırmayın.”
“Babam çağırdı, gitmem gerekiyor.”
Aile içinde bir parola da belirlenebilir. Çocuk mesajla bu kelimeyi gönderdiğinde ebeveyn onu bulunduğu yerden alır; o anda sorgulamaz ve arkadaşlarının yanında küçük düşürmez. Konuşma, herkes sakinleştikten sonra yapılır. Böyle bir güvenlik anlaşması çocuğa sınırsızlık vermez, tehlikeli anda eve dönüş kapısını açık tutar.
Uyku da bu dönemin önemli konularındandır. Çocukların biyolojik uyku ihtiyacı telefon aldığı için azalmaz. Altı ile on üç yaş arasında çoğunlukla 9-11 saat, 14-17 yaş arasında ise 8-10 saat uyku öneriliyor. Telefonun gece odada bulunması, bildirimler ve sosyal medya kullanımı uyku düzenini bozabilir.
Çözüm, yalnızca çocuğun telefonunu toplamak değildir. Akşam belirli bir saatten sonra bütün aile telefonlarını ortak bir alana bırakıyorsa kural daha adil ve uygulanabilir hâle gelir.
15-18 yaş: Kontrolü azaltıp ilişkiyi güçlendirme zamanı
Bir genci sürekli kontrol etmek kısa vadede anne ve babayı rahatlatabilir. Fakat her kararını aile verirse çocuk, ailesinin olmadığı ortamlarda karar vermeyi öğrenemez. Bu dönemde sınırlar tamamen kaldırılmamalı; sınırın kurulma biçimi değiştirilmelidir.
Örneğin eve geliş saati konusunda yalnızca “Ben ne dersem o” demek yerine ulaşım, gidilen yer, birlikte olunan kişiler ve ertesi günün sorumlulukları konuşulabilir. Kural ihlal edildiğinde çocuğun kişiliği değil, davranışı ele alınmalıdır:
“Sana güvenmiyorum” yerine, “Saat konusunda yaptığımız anlaşmaya uymadın. Bu nedenle gelecek hafta çıkış saatini yeniden düzenleyeceğiz” denilebilir.
10-22 yaş aralığındaki 164 bin 459 kişiyi kapsayan bir meta-analiz, ebeveynlik özellikleriyle gençlerin öz denetimi arasında küçük fakat anlamlı ilişkiler bulunduğunu gösteriyor. Üstelik ilişki çift yönlüdür; ebeveyn tutumları gencin öz denetimiyle, gencin davranışları da sonraki ebeveyn tutumlarıyla bağlantılıdır.
Sevginin başarıya veya itaate bağlanması ise ciddi bir sorundur. “Bu bölümü kazanamazsan yüzüme bakma”, “Benim istediğim gibi davranırsan seni severim” veya günlerce konuşmayarak cezalandırmak, çocuğa sevginin geri çekilebileceğini öğretir. Otuz bir örneklemi kapsayan bir meta-analizde koşullu ebeveyn ilgisi; daha kırılgan öz saygı, depresif belirtiler ve ilişkisel uzaklıkla bağlantılı bulundu. Bu veriler ilişki gösterir, her çocuk için kesin bir sonuç bildirmez. Yine de sevgi ile onayın disiplin aracı yapılmaması gerektiğine dair ciddi bir uyarıdır.
Flört ilişkileri konuşulurken oğlana yalnızca “Kendini koru” demek yeterli değildir. Karşı tarafın sınırını anlamak, ısrarın sevgi olmadığını bilmek, sessizliği onay saymamak, daha önce verilen bir onayın her zaman geçerli olmadığını öğrenmek zorundadır. Özel görüntü istemenin, kaydetmenin veya paylaşmanın karşı tarafa verebileceği zarar açıkça anlatılmalıdır.
Aynı şekilde erkek çocuğun evden ayrılmadan önce yemek yapabilmesi, çamaşır yıkayabilmesi, bütçe hazırlayabilmesi, sağlık randevusu alabilmesi ve yaşadığı alanı temizleyebilmesi gerekir. Bütün ihtiyaçları annesi tarafından karşılanan bir çocuktan, 18 yaşına geldiği gün sorumluluk sahibi bir yetişkin çıkması beklenemez.
Erkek çocuklarda ruhsal sorunlar her zaman üzüntü gibi görünmez
Bazı erkek çocukları yaşadıkları sıkıntıyı doğrudan “Kendimi kötü hissediyorum” diyerek anlatmaz. Sürekli öfkelenme, odadan çıkmama, okul başarısında belirgin düşüş, uyku düzeninin bozulması, tehlikeli davranışlar, madde kullanımı, arkadaşlardan uzaklaşma veya “Yaşamasam daha iyi” benzeri ifadeler de ruhsal sıkıntının işareti olabilir.
Geleneksel erkeklik normlarını güçlü biçimde benimsemenin, yetişkin erkek örneklemlerinde yardım istemeye yönelik öz damgalama ve olumsuz tutumlarla bağlantılı olduğu gösterilmiştir.
Bu nedenle oğluna “Bir sıkıntın olduğunda bana gelebilirsin” diyen baba, önemli bir mesaj verir. Daha da güçlü olanı, babanın kendi hayatında bunu göstermesidir:
“Bugün iş yerinde çok zorlandım. Biraz kaygılandım. Annenle konuşunca ve yürüyüş yapınca rahatladım.”
Çocuk böylece güçlü olmanın hiç üzülmemek değil, üzüntüyü yönetebilmek olduğunu görür.
Kendine zarar verme düşüncesi, ciddi şiddet, yoğun içe kapanma veya belirgin işlev kaybı varsa durum “ergenliktir, geçer” diye bekletilmemeli; çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır. Acil tehlikede 112’ye veya en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Fiziksel ceza güçlü çocuk değil, korkan çocuk yetiştirebilir
Tokat, terlik, kemer, kulak çekme veya “hafifçe vurma” bazı ailelerde disiplin yöntemi olarak görülebiliyor. Çocuk o anda davranışını durdurabilir. Fakat bu durma, doğruyu öğrendiği için değil, yetişkinden korktuğu için gerçekleşebilir.
Dünya Sağlık Örgütü, fiziksel cezanın zaman içinde daha fazla davranış sorunu, saldırganlık, ruhsal ve fiziksel sağlık sorunlarıyla bağlantılı olduğunu; çocuklar açısından gösterilmiş olumlu bir sonucu bulunmadığını bildiriyor.
Disiplinsizlik ile şiddetsizlik aynı şey değildir. Şiddet kullanmayan bir anne baba da son derece kararlı olabilir. Kurallar önceden açıklanır, davranışın mantıklı sonucu uygulanır ve bağırıp çağırmadan takip edilir.
Çocuk duvarı boyadıysa televizyon yasağı vermek yerine duvarın temizlenmesine katılır. Harçlığını dikkatsizce harcadıysa hemen yeni para verilmez. Eve geliş saatini ihlal ettiyse bir sonraki çıkışın koşulları yeniden düzenlenir. Sonuç, davranışla bağlantılı olduğunda çocuk yalnızca ceza çekmez; sorumluluk öğrenir.
Toplumun verdiği avantaj, ayrıcalığa dönüşmemeli
Erkek çocuklara çoğu zaman daha geniş hareket alanı tanınır. Sokağa çıkmalarına, risk almalarına, uzak yerlere gitmelerine veya yüksek sesle konuşmalarına daha fazla izin verilebilir. Bu özgürlük doğru rehberlikle birleştiğinde cesaret, girişimcilik ve problem çözme becerisi kazandırabilir. Bu, olumlu taraftır.
Olumsuz tarafı ise aynı özgürlüğün sorumlulukla dengelenmemesidir. “Erkektir, yapar” denilerek saldırganlığı, kaba konuşmayı, eve geç gelmeyi veya kız çocuklarına yönelik saygısızlığı mazur görülen çocuk, kendi isteğinin başkasının hakkından önemli olduğuna inanabilir.
Risk alma eğilimi tamamen bastırılmamalı, güvenli alanlara yönlendirilmelidir. Spor, doğa etkinlikleri, tiyatro, münazara, kodlama, gönüllülük, sanat ve proje geliştirme çocuğun cesaretini üretken bir alana taşıyabilir. Amaç korkusuz bir çocuk yetiştirmek değildir. Korktuğunda doğru karar verebilen bir çocuk yetiştirmektir.
Bir erkek çocuğunun evde duyması gereken cümleler
Bir erkek çocuk şu mesajlarla büyümelidir:
“Duyguların seni zayıf yapmaz.”
“Öfkelenebilirsin ama kimseye zarar veremezsin.”
“Bir hata yaptığında saklamak yerine onarabilirsin.”
“Hayır deme hakkın var; başkasının hayırına da saygı göstermek zorundasın.”
“Ev işleri kadın işi değil, hayat becerisidir.”
“Yardım istemek acizlik değildir.”
“Seni başarın için değil, sen olduğun için seviyorum.”
“Her istediğini yapamam ama seni her zaman dinleyebilirim.”
Anne ve babanın zaman zaman hata yapması kaçınılmazdır. Çocuğa bağırdıktan sonra “Ben büyüğüm, özür dilemem” demek yerine, “Sana bağırmam doğru değildi. Öfkeliydim ama bunu daha iyi anlatmalıydım” diyebilmek otoriteyi azaltmaz. Tam tersine, sorumluluğun yaşla ortadan kalkmadığını öğretir.
Erkek çocuğu yetiştirmek onu duygularından arındırmak değildir. Ona duygularının dilini, bedeninin sınırlarını, davranışlarının sonuçlarını ve gücünün sorumluluğunu öğretmektir.
Çünkü gerçek güç hiç ağlamamak değildir. Canı yandığında bunu söyleyebilmek, öfkelendiğinde vurmayabilmek, hata yaptığında özür dileyebilmek, sevdiği insanı kontrol etmeden sevebilmek ve ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebilmektir.
Bir oğula bırakılabilecek en değerli miras, “erkek adam” kalıbı değil; kendine de başkasına da zarar vermeden ayakta durabilme becerisidir.