Eğitim • 5 dk okuma

GÖZ TEMASI KURMAYAN HER ÇOCUK OTİZİMLİ MİDİR?

GÖZ TEMASI KURMAYAN HER ÇOCUK OTİZİMLİ MİDİR?

Göz Teması Kurmayan Her Çocuk Otizmli midir?

Bir bakıştan tanı konmaz

Bir çocuk kendisiyle konuşan yetişkinin gözlerine bakmadığında, çevreden gelen ilk yorum çoğu zaman hazırdır: “Acaba otizm mi?” Bazen bu cümleyi bir komşu söyler, bazen öğretmen, bazen de internette izlenen kısa bir video aileyi kuşkuya düşürür. Oysa gelişim bilimi, bir çocuğu tek bir davranış üzerinden tanımlamanın hem bilimsel açıdan yanlış hem de çocuk ve ailesi açısından ağır sonuçları olabileceğini söylüyor.

Sorunun kısa cevabı şudur: Hayır, göz teması kurmayan her çocuk otizmli değildir. Bunun tersi de doğrudur. Göz teması kuran, gülümseyen, anne babasına sarılan bir çocukta otizm olasılığı yalnızca bu nedenle dışlanamaz. Nitekim İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü, iyi göz teması, gülümseme ve aileye sevgi göstermenin otizmi dışlamak için kullanılmaması gerektiğini özellikle belirtir. Çünkü göz teması bir tanı değil, çocuğun sosyal iletişim örüntüsü içinde anlam kazanan işaretlerden yalnızca biridir.

Tanı, bir davranışa değil gelişim örüntüsüne dayanır

Otizm spektrum bozukluğu, yalnızca “az bakmak” ya da “hiç bakmamak” biçiminde tanımlanmaz. Güncel tanı ölçütlerinde sosyal ve duygusal karşılıklılık, sözel olmayan iletişim ve ilişki kurma alanlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bunlara ek olarak tekrarlayıcı hareketler veya konuşmalar, değişikliklere aşırı direnç, yoğun ve sınırlı ilgiler ya da duyusal farklılıklar gibi belirtilerden de belirli bir örüntü bulunmalıdır. Belirtilerin erken gelişim döneminden beri var olması, birden fazla ortamda görülmesi ve günlük işlevselliği anlamlı biçimde etkilemesi beklenir. Göz temasındaki farklılık bu büyük tablonun yalnızca küçük bir parçasıdır.

Bu nedenle doğru soru “Çocuk gözlerime bakıyor mu?” değildir. Daha doğru sorular şunlardır: Benimle bir deneyimi paylaşmak istiyor mu? Sevdiği oyuncağı yalnızca elde etmek için mi işaret ediyor, yoksa heyecanını benimle paylaşmak için de gösteriyor mu? Adı söylendiğinde çoğu durumda yöneliyor mu? Ben bir yere baktığımda ya da işaret ettiğimde dikkatini o yöne taşıyor mu? Jest, mimik, ses ve bakışı birbiriyle uyumlu kullanıyor mu? Karşılıklı oyuna katılıyor, sırasını bekliyor, taklit ediyor ve iletişimi sürdürüyor mu?

İşte “ortak dikkat” dediğimiz temel beceri burada devreye girer. Bir çocuk gökyüzündeki uçağı görüp önce uçağa, sonra annesine bakıyor ve parmağıyla gösteriyorsa yalnızca nesneye yönelmemiştir. “Ben bunu gördüm, sen de gör” mesajı vermektedir. Göz temasının süresinden çok, bakışın iletişim içindeki işlevi önemlidir.

Çocuk neden gözünü kaçırır?

Göz göze gelmek, dışarıdan son derece basit görünen fakat beyin açısından yoğun bilgi taşıyan bir sosyal eylemdir. Karşımızdaki kişinin yüzünü, sesini, niyetini, duygusunu ve bizden ne beklediğini aynı anda işlememiz gerekir. Bazı çocuklar bu yükü azaltmak için düşünürken başka tarafa bakar. Tipik gelişen çocuklar ve yetişkinler üzerinde yapılan çalışmalar da soru zorlaştıkça bakışı kaçırmanın bilişsel ve sosyal yükü yönetmeye yardım edebildiğini gösteriyor. Yani öğretmenin sorduğu matematik sorusunu düşünürken tavana bakan çocuk, öğretmeni dinlemiyor olmayabilir. Tam tersine, zihnini cevaba yoğunlaştırıyor olabilir.

Mizaç da önemlidir. Yabancılara karşı çekingen, “ısınması” zaman alan bir çocuk muayene odasında uzmana hiç bakmayabilir; aynı çocuk evde kardeşiyle kahkahalı ve karşılıklı bir oyun kurabilir. Sosyal kaygı, seçici konuşmazlık, yeni ortama uyum güçlüğü, utanma ve olumsuz değerlendirilme korkusu yüz yüze teması azaltabilir. Sosyal kaygı araştırmaları, gözlerden uzaklaşmanın duruma, yaşa ve kaygının şiddetine göre değiştiğini, özellikle gerçek sosyal etkileşimlerde belirginleşebildiğini gösteriyor.

İşitme kaybı, görme güçlüğü, dil gelişimindeki gecikme, dikkat sorunları, genel gelişimsel gecikme, yoğun duyusal hassasiyet ve bazı nörogelişimsel durumlar da benzer bir görünüm oluşturabilir. Gürültülü bir sınıfta sesleri ayırt etmekte zorlanan çocuk öğretmenin yüzüne yönelmeyebilir. Floresan ışığından, kalabalıktan ve yüksek sesten bunalan bir çocuk sosyal teması azaltabilir. Uykusuz, aç, hasta ya da korkmuş bir çocuğun o günkü bakışı da genel gelişimi hakkında hüküm vermeye yetmez. Travmatik yaşantılar veya güven ilişkisindeki güçlükler bazı çocuklarda yüz yüze teması azaltabilir, fakat göz temasının azlığından hareketle bunların hiçbiri tek başına ileri sürülemez.

Kültürün etkisi de unutulmamalıdır. Bazı aile ve toplumlarda yetişkinin gözünün içine uzun süre bakmak özgüven göstergesi sayılırken bazılarında saygısızlık olarak algılanabilir. Tanı davranışa dayandığı için, davranışın kültürel anlamını hesaba katmadan yapılan yorumlar yanlı sonuçlar doğurabilir. Gelişimsel belirtilerin kültürel bağlamdan bağımsız ele alınamayacağını vurgulayan çalışmalar tam da bu noktaya dikkat çekmektedir.

Bilim göz temasına ilişkin ne söylüyor?

Göz izleme araştırmaları, otizmli çocukların grup ortalaması olarak yüzün göz bölgesine daha az süre bakabildiğini ortaya koymuştur. Ancak “grup ortalaması” ile “tek bir çocuğun tanısı” aynı şey değildir. Gruplar arasında istatistiksel fark bulunması, her otizmli çocuğun az baktığı veya az bakan her çocuğun otizmli olduğu anlamına gelmez.

Warren Jones ve Ami Klin’in 2013 yılında Nature dergisinde yayımlanan ileriye dönük çalışmasında 110 bebek, 2 ile 24 ay arasında on kez göz izleme yöntemiyle takip edildi. Daha sonra otizm tanısı alan 13 bebeğin göz bölgesine bakma düzeyinin ilk aylarda olağan düzeyde başladığı, 2 ile 6 ay arasında giderek azaldığı görüldü. Buradaki kritik ayrıntı şudur: Araştırmacıların ölçtüğü değişim çıplak gözle fark edilebilecek basit bir “bakıyor, bakmıyor” ayrımı değildi. Hassas cihazlarla saptanan gelişimsel bir seyirdi. Bu çalışma ailelerin evde göz teması sayarak tanı koyabileceğini değil, sosyal dikkatin zaman içindeki gelişiminin önemli olduğunu gösterir.

Daha yeni teknolojiler bile tek başına kusursuz tanı koyamıyor. Altı uzmanlık merkezinde, 16 ile 30 aylık 499 çocukla yürütülen 2023 tarihli bir JAMA çalışmasında göz izlemeye dayalı sosyal görsel katılım ölçümünün uzman klinik tanısını öngörmedeki duyarlılığı yüzde 71, özgüllüğü yüzde 80,7 bulundu. Başka bir ifadeyle, laboratuvar düzeyindeki sistem dahi bazı otizmli çocukları kaçırdı ve bazı otizmli olmayan çocuklarda risk işareti verdi. Araştırma göz izlemenin uzman değerlendirmesine yardımcı olabileceğini gösterdi, onun yerini alabileceğini değil.

Bu bulguların karşısında çeşitliliği gösteren sonuçlar da vardır. Bazı araştırmalarda otizmli küçük çocukların göz bölgesine bakma süresi tipik gelişen akranlarına yakın bulunmuştur. Genç çocuklardaki göz izleme çalışmalarını inceleyen bir sistematik derleme ise kullanılan görüntülerin, deney düzeneklerinin ve ölçüm yöntemlerinin birbirinden çok farklı olmasının göz izlemeyi güvenilir bir tarama aracı olarak kullanmayı zorlaştırdığını bildirmiştir. Bilimin bize verdiği dürüst cevap şudur: Göz davranışı önemlidir, fakat tek biçimli değildir.

Bir başka önemli nokta, otizmli kişilerin gözlerden uzaklaşmasının her zaman aynı nedenle gerçekleşmemesidir. İki yaşındaki çocuklarla yapılan deneysel bir çalışma, azalmış göz yöneliminin bu yaş grubunda bilinçli bir kaçınmadan çok, gözlerdeki sosyal ipuçlarının kendiliğinden daha az dikkat çekmesiyle uyumlu olduğunu bildirdi. Buna karşılık işlevsel başka bir çalışmada, göz bölgesine bakmaya zorlanan otizmli katılımcılarda yüz işlemeyle ilişkili beyin altı sistemlerde aşırı etkinleşme saptandı. Biri sosyal sinyale düşük kendiliğinden yönelimi, diğeri bazı kişilerde aşırı uyarılmayı gösteren bu sonuçlar aslında otizmin neden “spektrum” olarak adlandırıldığını anlatır. Her çocuğun göz temasını azaltma nedeni aynı değildir.

Dört çocuk, dört ayrı anlam

Üç yaşındaki Efe, ilk kez girdiği değerlendirme odasında annesinin arkasına saklanıyor ve uzmana bakmıyor. Yirmi dakika sonra sevdiği arabalarla oyun başlayınca oyuncağı uzmana götürüyor, onun hareketlerini taklit ediyor, gülümsemesini paylaşıyor ve yardım istediğinde jestle sesini birlikte kullanıyor. İlk beş dakikadaki göz teması azlığı üzerinden Efe’ye tanı yakıştırmak büyük hata olur.

İki yaşındaki Duru ise evde ve dışarıda adına çoğunlukla yönelmiyor, ilgisini paylaşmak için işaret etmiyor, annesinin gösterdiği yere bakmıyor, oyuncak arabanın tekerini uzun süre döndürüyor ve küçük rutin değişikliklerinde yoğun biçimde zorlanıyor. Burada dikkat edilmesi gereken yalnızca göz temasının azlığı değildir. Sosyal iletişim, ortak dikkat, oyun, esneklik ve tekrarlayıcı davranışlarda birlikte görülen örüntüdür. Duru için “biraz daha bekleyelim” demek yerine gelişimsel değerlendirme istemek doğru olur.

Sekiz yaşındaki Kerem, öğretmeni kolay bir soru sorduğunda yüzüne bakarak cevap veriyor; çok adımlı bir problemde ise gözünü sıraya çevirip düşünüyor. Soruyu doğru anlıyor, uygun yanıt veriyor ve konuşma sırasını sürdürüyor. Kerem’in bakışı kaçırması, zihinsel yükü azaltan bir düşünme stratejisi olabilir. “Bana bakmadan dinleyemezsin” diye ısrar etmek, cevaba ayırdığı dikkati gözlerini kontrol etmeye harcamasına yol açabilir.

Dokuz yaşındaki Elif ise yetişkinlerle belirgin göz teması kuruyor, fakat akran konuşmalarını sürdürmekte zorlanıyor, karşısındakinin sıkıldığını fark etmiyor, oyunları kendi kuralına göre yönetmek istiyor, belirli konulardan ayrılmakta güçlük çekiyor ve duyusal yük arttığında yoğun biçimde kapanıyor. Elif’in göz teması kurması otizm olasılığını ortadan kaldırmaz. Özellikle sözel becerileri güçlü, sosyal davranışları gözleyerek öğrenmiş veya farklılıklarını maskeleyen çocuklarda yalnızca görüşme sırasındaki bakışa güvenmek tanının gecikmesine neden olabilir.

Tarama ile tanı arasındaki çizgi

Otizm taraması, “Bu çocuk kesin otizmlidir” demek için değil, ayrıntılı değerlendirme gerekip gerekmediğini anlamak için yapılır. Amerikan Pediatri Akademisi tüm çocuklara 18 ve 24 aylık kontrollerde otizme özgü tarama yapılmasını önerir. Gelişimle ilgili kaygı varsa bu yaşları beklemek gerekmez.

Tanısal değerlendirme, çocuğun gelişim öyküsünü aileden ayrıntılı biçimde almayı ve çocuğu yapılandırılmış ve doğal durumlarda gözlemlemeyi içerir. Dil, bilişsel gelişim, oyun, uyumsal beceriler, duyusal özellikler ve günlük işlevsellik incelenir. Gerektiğinde işitme ve görme değerlendirmeleri yapılır. Kullanılan standart araçlar klinisyene veri sağlar, fakat hiçbir tek ölçek veya gözlem tek başına tanının temeli olmamalıdır.

Aile ve eğitimci neyi gözlemlemeli?

Kaygı duyan yetişkinin birkaç gün boyunca yalnızca “kaç saniye göz teması kurduğunu” sayması fazla anlam taşımaz. Bunun yerine şu örüntüleri farklı zaman ve ortamlarda not etmek daha yararlıdır:

  1. Çocuk, istediği bir şeyi elde etmenin yanı sıra gördüğü ilginç bir şeyi paylaşmak için de bakış, işaret veya ses kullanıyor mu?
  2. Adına yönelme, başkasının baktığı ya da işaret ettiği yeri izleme ve karşılıklı taklit etme ne kadar tutarlı?
  3. Jest, mimik, sözcük ve bakış birbirini tamamlıyor mu?
  4. Karşılıklı oyun kuruyor mu, oyunu sürdürüyor mu ve başkasının oyuna yaptığı katkıyı kabul ediyor mu?
  5. Tekrarlayıcı hareketler, yoğun sınırlı ilgiler, değişikliğe direnç veya belirgin duyusal tepkiler eşlik ediyor mu?
  6. Davranış yalnızca yabancıların yanında mı görülüyor, yoksa ev, okul ve oyun ortamlarında da sürüyor mu?
  7. Daha önce kullanılan sözcüklerde, jestlerde, oyunda veya sosyal ilgide kayıp oldu mu?

Son soru özellikle önemlidir. Kazanılmış dil veya sosyal becerilerde gerileme varsa “geçer” diye beklenmemeli, gecikmeden sağlık uzmanına başvurulmalıdır.

Eğitimcinin görevi tanı koymak değil, gözlemi somutlaştırmaktır. “Çocuk otistik davranıyor” ifadesi aileyi korkutur ve klinik bilgi sağlamaz. Bunun yerine “Serbest oyunda adı beş kez söylendi, birinde yöneldi; istediği oyuncağı yetişkinin elinden aldı fakat işaret ederek paylaşmadı; akranının başlattığı oyuna katılmadı” biçimindeki kayıtlar uzmana gerçek veri sunar. Aynı çocuğun sevdiği etkinlikte, sakin ortamda ve bire bir etkileşimde nasıl davrandığını kaydetmek de önemlidir. Çünkü yalnızca zorlandığı anları görmek çocuğun kapasitesini eksik yansıtır.

“Bana bak” demek her zaman doğru çözüm değildir

Göz temasını iletişimin kendisiyle karıştırdığımızda çocuk, karşısındakini anlamak yerine gözlerini nereye koyacağını düşünmeye başlar. Çenesini tutup yüzünü çevirmek, sevdiği nesneyi gözümüze bakana kadar vermemek veya her cümlenin başında “Gözlerime bak” demek, dışarıdan başarı gibi görünen kısa bakışlar üretebilir. Fakat bu yöntemler iletişim isteğini artırmayabilir; bazı çocuklarda kaygı ve duyusal yükü yükseltebilir.

Amaç, zorunlu ve uzun bakış değil, anlamlı sosyal katılım olmalıdır. Bunun günlük hayattaki karşılığı oldukça pratiktir:

  • Çocuğun hizasına inin, fakat yüzünü kendinize çevirmeyin.
  • Sevdiği oyuna katılın; onun yaptığı hareketi taklit edin, sonra küçük bir değişiklikle karşılıklı sıra oluşturun.
  • İstediği nesneyi hemen tahmin edip vermek yerine kısa bir bekleme süresi bırakın. Bakış, jest, ses, sözcük veya alternatif iletişim yoluyla verdiği mesajı kabul edin.
  • İlgi çekici nesneyi kısa süre yüzünüze yakın tutabilirsiniz, fakat nesneyi göz teması karşılığında rehin tutmayın.
  • Gürültü, kalabalık ve parlak ışık çocuğu zorluyorsa ortamı sadeleştirin.
  • “Aferin, gözlerime baktın” yerine “İstediğini bana gösterdin, seni anladım” diyerek iletişimin işlevini güçlendirin.
  • Çocuk konuşurken başka yere baksa bile sizi anlayıp uygun yanıt veriyorsa, dinlediğini yalnızca gözleriyle kanıtlamasını istemeyin.

Bu yaklaşım beklentiyi düşürmek değildir. Tam tersine, hedefi doğru yere koymaktır. Ortak dikkat, işlevsel iletişim, karşılıklılık, oyun ve öz düzenleme becerileri çocuğun gerçek yaşamını değiştirir. Sadece yetişkin istediği için birkaç saniye gözlere bakmak ise gündelik hayata taşınmayan mekanik bir davranış olarak kalabilir.

Ne zaman profesyonel değerlendirme gerekir?

Bir çocuk yalnızca yabancılarla konuşurken gözlerini kaçırıyor, alıştıktan sonra karşılıklı iletişim kuruyor ve diğer gelişim alanlarında yaşına uygun ilerliyorsa önce bağlamı izlemek makul olabilir. Buna karşılık göz temasındaki belirgin azlığa adına yönelmeme, işaret etmeme, ilgiyi paylaşmama, jestlerin sınırlılığı, karşılıklı oyunda güçlük, tekrarlayıcı davranışlar, yoğun duyusal farklılıklar veya gelişimsel gerileme eşlik ediyorsa değerlendirme geciktirilmemelidir.

Aile ilk adımda çocuk sağlığı ve hastalıkları, gelişimsel pediatri ya da çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurabilir. İhtiyaca göre çocuk gelişimi uzmanı, dil ve konuşma terapisti, özel eğitim uzmanı, psikolog, odyolog ve diğer ilgili meslek grupları değerlendirmeye katkı sunabilir. Burada amaç çocuğa mümkün olan en kısa sürede bir etiket yapıştırmak değil, güçlü yanlarını, zorlandığı alanları ve ihtiyaç duyduğu desteği doğru belirlemektir. Tanı süreci devam ederken saptanan dil, oyun veya iletişim güçlükleri için uygun gelişimsel desteğe başlamak da çoğu zaman beklemekten daha yararlıdır.

Gözlere değil, ilişkinin bütününe bakalım

Toplum olarak iki uç arasında gidip geliyoruz. Ya tek bir davranışı görüp “Kesin otizm” diyoruz ya da çocuk zaman zaman gözümüze baktığı için “Hiçbir şey yok” diyerek kaygıları erteliyoruz. İki yaklaşım da çocuğu gerçekten görmekten uzaklaştırıyor.

Bir bakışın süresi bize sınırlı bilgi verir. O bakışın ne zaman ortaya çıktığı, ne işe yaradığı, jest ve sesle nasıl birleştiği, çocuğun sevinci ve merakı paylaşmak isteyip istemediği, farklı ortamlarda nasıl davrandığı ve gelişimin zaman içinde nasıl seyrettiği çok daha değerlidir. Göz teması bir pencere olabilir, fakat evin tamamı değildir.

Dolayısıyla soruyu bir kez daha cevaplayalım: Göz teması kurmayan her çocuk otizmli değildir. Aynı şekilde göz teması kuran her çocuk da otizm olasılığının dışında değildir. Yapılması gereken korkuyla etiketlemek veya rahatlamak için tek bir işarete tutunmak değil; çocuğun bütün gelişimini dikkatle izlemek, kaygı varsa bilimsel tarama ve kapsamlı değerlendirmeye başvurmak, destek verirken de çocuğun iletişim biçimine saygı göstermektir. Çocuğun gözlerini bize çevirmesinden önce, bizim bakışımızı çocuğun gerçek ihtiyaçlarına çevirmemiz gerekir.

Ebeveynlik yolculuğunda, sevginizin ve sabrınızın gücünü asla hafife almayın!

Sevgiyle kalın.

 

 

                                                                  Serap ÖZTÜRK                                                                                                                                                                 

                                                                                  ÇOCUK GELİŞİM UZMANI

                                                                                                      VE

                                                                            ÖZEL EĞİTİM UZMAN ÖĞRETİCİSİ

 

SERAP ÖZTÜRK

SERAP ÖZTÜRK

Serap ÖZTÜRK ÇOCUK GELİŞİM UZMANI VE ÖZEL EĞİTİM UZMAN ÖĞRETİCİSİ

Tüm yazılarını gör →