LGS’ye Yalnızca Çocuklar Değil, Bazen Bütün Ev Hazırlanıyor
Akşam saat dokuz... Sekizinci sınıfa giden bir öğrenci odasında matematik sorularıyla uğraşıyor. Annesi üçüncü kez kapıyı açıp “Kaç soru çözdün?” diye soruyor. Babası salondan sesleniyor: “Bugünkü denemede sınıf birincisi kaç net yapmış?” Çocuk, önündeki soruya bakıyor ama artık problemdeki sayıları değil, anne ve babasının yüzündeki hayal kırıklığını düşünüyor.
Aynı evde biraz farklı bir sahne de yaşanabilirdi. Anne kapıyı açıp “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sorar, çocuk istemiyorsa konuşmayı uzatmazdı. Baba, deneme sonucunu öğrenince “Sence en çok nerede zorlandın?” derdi. Sonuç yine aynı sonuç, öğrenci yine aynı öğrenci olurdu. Fakat ikinci evde çocuk, yanlışlarıyla birlikte kabul edildiğini bilirdi.
LGS sürecinde aile desteğinin olumlu ya da olumsuz olması çoğu zaman işte bu küçük cümlelerde gizlidir.
Bu yaşın çelişkisini anlamadan LGS öğrencisi anlaşılamaz
LGS’ye hazırlanan öğrencilerin büyük bölümü 13-14 yaşlarındadır. Bu dönem ne tam anlamıyla çocukluk ne de yetişkinliktir. Bir genç, sabah ayakkabısını bulamadığı için annesinden yardım isterken akşam kendisine ders çalışma konusunda karışılmasına öfkelenebilir. Bir gün oldukça olgun konuşup ertesi gün basit bir eleştiri karşısında odasına kapanabilir. Bu tutarsızlıkların tamamını “şımarıklık” ya da “sorumsuzluk” şeklinde yorumlamak büyük bir hatadır.
Dünya Sağlık Örgütü, ergenliği 10-19 yaşları arasındaki gelişim dönemi olarak tanımlıyor. Bu yıllarda bedensel değişimlerin yanı sıra düşünme biçimi, duygular, sosyal ilişkiler ve karar verme süreçleri de hızla değişiyor. Öğrenci artık ailesinden bağımsızlaşmak istiyor fakat zorlandığında yine ailesinin güvenine ihtiyaç duyuyor. Arkadaşlarının düşüncelerine daha fazla önem veriyor, eleştirilere karşı hassaslaşıyor, kim olduğunu ve hangi gruba ait olduğunu anlamaya çalışıyor.
Ergenlik nörobilimi üzerine yapılan araştırmalar, sosyal değerlendirmeye ve ödüllere duyarlılığın arttığı bu dönemde planlama, dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme becerilerinin gelişmeye devam ettiğini gösteriyor
Bu bilgi, “Ergenin beyni gelişmemiştir, ne yaptığını bilmez” anlamına gelmez. Tam tersine, aileye önemli bir görev yükler: Çocuğun yerine karar vermek değil, karar verme becerisini geliştirebileceği güvenli bir yapı kurmak.
Örneğin anne ve babanın “Bugün dört saat çalışacaksın” demesi kontrolü tamamen ele almak demektir. “Bugünkü hedeflerin neler, matematiği yemekten önce mi sonra mı çalışmak istersin?” demek ise hem sınır koyar hem de çocuğa seçim alanı bırakır. Ergenlik döneminde ihtiyaç duyulan yaklaşım budur: Başıboş bırakmak değil, yapı içinde özerklik sağlamak.
Aile ilgisinin iyi ve kötü hâli
Ailenin LGS sürecine katılması elbette gereklidir. Ancak her ilgi faydalı değildir. Bazen iyi niyetle yapılan yardım, öğrencinin sorumluluk duygusunu azaltabilir.
Ortaokul öğrencileri üzerine yapılmış 50 araştırmayı bir araya getiren kapsamlı çalışmada, aile katılımının genel olarak akademik başarıyla olumlu ilişkili olduğu, fakat doğrudan ödev yardımının aynı olumlu sonucu vermediği görüldü. En güçlü katkı, araştırmacıların “akademik sosyalleştirme” adını verdikleri yaklaşımda ortaya çıktı. Bu yaklaşım, çocuğun hedefler belirlemesine yardım etmeyi, eğitimin geleceğiyle bağlantısını konuşmayı, çalışma stratejileri öğretmeyi ve gerçekçi beklentiler oluşturmayı kapsıyor.
Başka bir ifadeyle araştırmalar, çocuğun başında bekleyen ebeveynden çok, ona yol haritası kurmayı öğreten ebeveynin daha yararlı olduğunu söylüyor.
Olumlu aile ilgisi, çalışma ortamını düzenler, uyku ve beslenme saatlerinin korunmasını sağlar, kaynak ihtiyacını karşılar, öğretmenle gerektiğinde iletişim kurar ve öğrencinin yaptığı planı takip etmesine yardımcı olur. En önemlisi de başarısız bir denemeden sonra çocuğun yeniden çalışmaya dönebileceği psikolojik güveni oluşturur.
Olumsuz aile ilgisi ise sürekli denetlemek, başka öğrencilerle karşılaştırmak, her akşam net hesabı yapmak, yanlışların hesabını sormak ve çocuğun değerini sınav başarısına bağlamaktır.
“Bu kadar para harcadık, karşılığı bu mu?”, “Kuzenin senden az çalışıyor ama daha yüksek net yapıyor”, “Bu gidişle hiçbir yere giremezsin” gibi cümleler bazen öğrenciyi kısa süreliğine masaya oturtabilir. Fakat masaya oturmakla verimli öğrenmek aynı şey değildir. Çocuk dersin başına merak veya hedef duygusuyla değil, suçluluk ve korkuyla oturuyorsa fiziksel olarak çalışıyor görünürken zihinsel olarak kaçmaya başlayabilir.
Bu noktada psikolojide “koşullu ebeveyn kabulü” olarak adlandırılan kavram önem kazanıyor. Çocuğa gösterilen sevgi, ilgi ve onayın başarıya ya da beklentilere uyum göstermesine bağlanması, öz değerin de başarıya bağlanmasına yol açabiliyor. Bunlar nedenselliği tek başına kanıtlayan sonuçlar değildir, fakat sevginin karneye ve netlere bağlanmasının masum bir motivasyon yöntemi olmadığını açıkça gösterir.
Çocuk sınavı kazanmak isteyebilir. Ancak asıl amacı, anne ve babasının gözündeki değerini kaybetmemek hâline gelirse her yanlış soru, yalnızca akademik bir eksik değil kişisel bir yetersizlik gibi hissedilir.
Aile çocuğun kaygısını sıfırlayamaz, büyütmemeyi seçebilir
LGS’ye hazırlanan bir öğrencinin zaman zaman kaygılanması olağandır. Kaygının tamamen ortadan kaldırılması da gerçekçi değildir. Bir miktar gerginlik, öğrencinin sınava önem verdiğini ve hazırlanma ihtiyacı hissettiğini gösterebilir. Sorun, kaygının dikkati ve çalışma kapasitesini işgal edecek düzeye ulaşmasıdır.
Kaygı sırasında zihnin bir bölümü “Ya yapamazsam?”, “Sorular zor gelirse ne olur?”, “Ailem ne der?” düşünceleriyle meşgul olur. Bu durum özellikle uzun problemleri çözmek, okuduğunu akılda tutmak ve birden fazla işlem basamağını takip etmek için gereken çalışma belleğini zorlar. Owens ve arkadaşlarının çalışmasında, kaygı ile akademik performans arasındaki ilişkide sözel çalışma belleğinin aracı rol oynadığı gösterildi.
Çocuğun kötü geçen bir denemeden sonra eve geldiğini düşünelim. Daha ayakkabılarını çıkarmadan “Kaç yanlışın var?” diye sormak, zihnindeki tehdidi büyütür. Bunun yerine “Moralinin bozulduğunu görüyorum. Şimdi mi konuşmak istersin, yemekten sonra mı?” denebilir. Bu cümle sorunu görmezden gelmez, yalnızca konuşmanın zamanını çocuğun da belirlemesine izin verir.
Daha sonra sonuç incelenirken “Nasıl bu kadar yanlış yaptın?” yerine yanlışlar dört gruba ayrılabilir: Bilgi eksiği, işlem hatası, dikkat hatası ve süre sorunu. Bilgi eksiğinde konuya dönülür, işlem hatasında çözüm basamakları yazılır, dikkat hatasında hatayı doğuran alışkanlık bulunur, süre sorununda kısa ve zamanlı soru setleri uygulanır. Böylece deneme sonucu bir mahkeme kararından çıkar, çalışma planına veri sağlayan bir ölçüme dönüşür.
Ayrıca ebeveynlerin her sorunu kendilerine bağlamamaları gerekir. Yapılan bir çalışmada ebeveynlik özelliklerinin çocukluk kaygısındaki değişimin yaklaşık yüzde 4’ünü açıkladığı bulundu. Kontrolcü tutum, reddedici tutuma göre kaygıyla daha güçlü ilişkiliydi; yine de kaygının büyük bölümünü tek başına aile açıklamıyordu. Çocuğun mizacı, okul ortamı, akran ilişkileri, öğretmen tutumları, geçmiş deneyimleri ve biyolojik yatkınlıkları da önemlidir.
Bu sonuç aileyi önemsizleştirmez. Aksine, ebeveynin yapabileceği şeyi daha gerçekçi bir yere koyar. Anne ve baba çocuğun bütün kaygısını ortadan kaldıramaz; fakat evin kaygıyı artıran ikinci bir sınav merkezine dönüşmesini engelleyebilir.
Kaç saat değil, nasıl çalıştığı önemlidir
LGS hazırlığında ailelerin sık düştüğü hatalardan biri çalışmayı yalnızca süre ve soru sayısıyla ölçmektir. “Üç yüz soru çözmeden kalkma” sözü çalışkanlık gibi görünse de öğrenciyi nitelikten uzaklaştırabilir. Çocuk anlamadığı soruyu analiz etmek yerine hedef sayıya ulaşmak için cevap anahtarını işaretlemeye başlayabilir.
Öğrenme bilimi, yalnızca tekrar tekrar okumanın ve önemli yerlerin altını çizmenin sanıldığı kadar etkili olmadığını gösteriyor. Geniş kapsamlı bir incelemede, kendini sınama ve zamana yayılmış çalışmanın yüksek yararlı; yalnızca tekrar okuma ve altını çizmenin ise daha düşük yararlı teknikler olduğu değerlendirildi.
Bu verilerin evdeki karşılığı oldukça basittir. Öğrenci fen bilimleri konusunu üç kez okumak yerine kitabı kapatıp “Bu konudan hatırladığım beş temel bilgi nedir?” diye yazabilir. Türkçe paragraf sorularında yalnızca doğru cevabı görmek yerine diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu açıklayabilir. Matematikte çözümü izledikten sonra kitabı kapatıp aynı soruyu baştan çözebilir. Yanlış yaptığı soruya ertesi gün ve birkaç gün sonra yeniden dönebilir.
Ailenin sorusu da değişmelidir. “Bugün kaç saat çalıştın?” yerine “Bugün hangi eksiğini fark ettin?”, “Dünkü yanlışlardan hangisini artık çözebiliyorsun?” ya da “Yarın ilk olarak neyi tekrar edeceksin?” denebilir. Böyle bir dil, öğrenciyi saat doldurmaya değil kendi öğrenmesini izlemeye yöneltir.
Uyku, hareket ve telefon meselesi
Bazı ailelerde sınav yaklaştıkça ilk vazgeçilen şey uyku olur. Gece yarısına kadar ders çalışmak fedakârlık, erken yatmak ise tembellik gibi görülür. Oysa 13-18 yaş grubundaki gençler için Amerikan Uyku Tıbbı Akademisinin önerisi düzenli olarak 8-10 saat uykudur. Uyku, ders çalışmaktan arta kalan zaman değil; dikkat, duygu düzenleme ve öğrenmenin parçasıdır.
Sabah 06.30’da kalkan bir öğrencinin gece 00.30’da uyuması, iki saat daha fazla çalıştığı anlamına gelmez. Ertesi gün daha yavaş okuyan, daha kolay öfkelenen, basit işlem hataları yapan ve öğrendiğini hatırlamakta zorlanan bir öğrenci ortaya çıkabilir.
Telefon konusunda da yalnızca yasaklama üzerinden ilerlemek çoğu zaman aile içi çatışmayı artırır. Telefon, bu yaş grubunda sadece eğlence aracı değil, arkadaşlarla bağlantı kurmanın da bir yoludur. Bu nedenle kuralların önceden ve birlikte belirlenmesi daha işlevseldir. Örneğin çalışma sırasında telefonun salonda durması, gece yatak odasına alınmaması ve ailedeki yetişkinlerin de yemek masasında telefon kullanmaması konusunda ortak bir anlaşma yapılabilir.
Ekran kullanımı ile uyku arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmaların büyük çoğunluğu, özellikle gece kullanımının daha geç uyuma ve daha kısa uyku süresiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Okul çağındaki çocuk ve ergenleri kapsayan bir sistematik incelemede, araştırmaların yüzde 90’ında ekran süresi ile olumsuz uyku sonuçları arasında ilişki bulundu. Bu nedenle amaç telefonu şeytanlaştırmak değil, özellikle yatağa girdikten sonraki kontrolsüz kullanımı azaltmaktır.
Hareket de LGS yılı geldiğinde hayatın dışına çıkarılmamalıdır. Dünya Sağlık Örgütü, 5-17 yaş grubuna hafta geneline yayılan günlük ortalama 60 dakika orta veya yüksek yoğunluklu hareket öneriyor. Bunun tamamının spor salonunda yapılması gerekmez. Okula yürümek, bisiklete binmek, arkadaşlarla top oynamak, kısa egzersizler yapmak veya ailece yürüyüşe çıkmak da bu sürenin parçasıdır. Hareketi “dersin rakibi” gibi görmek yerine zihinsel ve bedensel sağlığın bir gereği olarak değerlendirmek gerekir.
Evde uygulanabilecek sade bir LGS düzeni
İyi bir aile desteği, sürekli konuşmak değil doğru zamanda doğru şeyi yapmaktır. Bunun için haftada bir kez 15-20 dakikalık aile toplantısı yeterli olabilir. Toplantıda önce öğrenci geçen haftayı değerlendirir: Neyi yaptı, nerede aksadı, hangi konuda yardıma ihtiyacı var? Ardından gelecek haftanın en fazla üç önceliği belirlenir. Planı mümkün olduğunca öğrenci yazar, aile yalnızca planın gerçekçi olup olmadığını konuşur.
Her akşam tekrar tekrar ders sorulması yerine tek bir kısa kontrol yapılabilir: “Planın nasıl gidiyor, benden istediğin bir şey var mı?” Çocuk “Yok” diyorsa konuşma uzatılmaz. Fakat plan birkaç hafta boyunca sürekli aksıyorsa da “Kendi sorumluluğu” denilerek tamamen yalnız bırakılmaz. Sorunun kaynağı araştırılır. Hedefler fazla mı büyük, konu mu anlaşılmıyor, dikkat sorunu mu var, uyku mu yetersiz, yoksa çocuk ne yapacağını bilmediği için mi masadan kaçıyor?
Ödül ve ceza sistemleri de dikkatle kullanılmalıdır. Her yüksek nete para vermek, öğrenmenin içsel anlamını zayıflatabilir. Her düşük nette telefonu almak ise denemeyi bir tehdit hâline getirir. Bunun yerine süreç fark edilmelidir: “Bugün canın istemediği hâlde planladığın tekrarını yaptığını gördüm” ya da “Yanlış sorudan kaçmayıp çözümünü öğrenmen değerliydi.” Burada övülen şey doğuştan zekâ değil, somut bir davranıştır.
Aile içinde LGS’nin konuşulmadığı zamanlar da bulunmalıdır. Akşam yemeği her gün deneme analizine dönüşmemeli, çocuk yalnızca “sınava hazırlanan öğrenci” kimliğiyle görülmemelidir. Aile sohbeti, arkadaşlıklar, mizah, spor, müzik ve dinlenme devam etmelidir. Çünkü öğrencinin yaşamındaki bütün anlam tek bir sınava bağlandığında, sınavın psikolojik ağırlığı taşıyamayacağı kadar büyür.
Ne zaman profesyonel destek gerekir?
Sınav öncesi heyecan normaldir. Ancak haftalarca devam eden uykusuzluk, sıklaşan karın veya baş ağrıları, okuldan kaçınma, yoğun öfke patlamaları, iştahta belirgin değişiklik, sürekli ağlama, hiçbir şeyden zevk alamama, sosyal çevreden tamamen uzaklaşma ya da “Yaşamak istemiyorum” benzeri ifadeler yalnızca sınav stresi diye geçiştirilmemelidir.
Dünya Sağlık Örgütünün güncel verilerine göre 10-19 yaş grubundaki her yedi gençten yaklaşık biri bir ruhsal sağlık sorunu yaşamaktadır. Bu oran her gergin öğrencinin bir bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Fakat belirgin ve kalıcı işlev kaybında okulun psikolojik danışmanından, çocuk ve ergen psikoloğundan veya çocuk ve ergen psikiyatristinden destek alınmasının önemini gösterir.
Çocuk sınava, aile ise ilişkiyi korumaya hazırlanmalı
LGS önemlidir. Öğrencinin hangi okulda okuyacağını, arkadaş çevresini ve bazı eğitim imkânlarını etkileyebilir. Bu nedenle “Alt tarafı bir sınav” diyerek çocuğun emeğini küçümsemek de doğru değildir. Fakat LGS, bir çocuğun zekâsını, karakterini, gelecekteki mutluluğunu ve insan olarak değerini kesin biçimde ölçen bir hüküm değildir.
Ailelerin yapması gereken sınavı önemsizleştirmek değil, doğru büyüklükte tutmaktır.
Sınav bittiğinde çocukların çoğu çözdükleri soruların önemli bölümünü unutacaktır. Fakat deneme sonucu kötü geldiğinde babasının yüzünün nasıl değiştiğini, annesinin onunla konuşmayı kesip kesmediğini, evde sürekli başkalarıyla karşılaştırılıp karşılaştırılmadığını uzun süre hatırlayabilir.
Başarıya en çok yardım eden ev, günün her saatinde ders konuşulan ev değildir. Çocuğun yanlış yapabildiği, hatasını inceleyebildiği ve yeniden masaya dönebilecek kadar güvende hissettiği evdir.
Çünkü LGS’ye çocuk hazırlanır. Ailenin asıl sınavı ise çocuğun emeğini desteklerken onun ruhunu, özgüvenini ve aralarındaki ilişkiyi koruyabilmektir.