İlişkiler • 5 dk okuma

İLİŞKİLERDE KÜSMEK ...

İLİŞKİLERDE KÜSMEK ...

Aşkın Soğuk Savaşı: Küsmek mi, Mola Vermek mi?

Bir evde iki türlü sessizlik vardır. Birinde insanlar, öfkeleri dinene ve doğru kelimeleri bulana kadar susar. Diğerinde ise çatalın tabağa değmesi bile fazla ses çıkarıyormuş gibi gelir. Birincisi moladır. İkincisi, ilişkiye kesilmiş sessiz bir cezadır.

Sevgililikte de evlilikte de insan kırılır, öfkelenir, konuşmak istemez. Her anlaşmazlığın ardından hemen sakin, mantıklı ve anlayışlı davranabilmek zaten biraz insanüstü bir beklentidir. Fakat küsmekle küs kalmayı birbirinden ayırmak gerekir. Küsmek çoğu zaman bir duygudur. Küs kalmak ise zamanla bir yönteme dönüşür. Üstelik bazı ilişkilerde bu yöntem, konuşmaktan kaçınmanın; bazılarında ise karşı tarafı terbiye etmenin aracı hâline gelir.

Bir sevgili mesajlara cevap vermeyerek, bir eş aynı evin içinde günlerce yüzüne bakmayarak şunu anlatmak ister: “Canımı acıttın, şimdi biraz da senin canın acısın.” Ne var ki sessizlik, düşünüldüğü kadar açık bir dil değildir. Susan kişi “Kırıldım” dediğini sanırken karşı taraf “Artık sevilmiyorum”, “Beni terk edecek”, “Benden nefret ediyor” veya “Ne yaparsam yapayım yetmiyor” diye anlayabilir.

Sessizliğin kısa vadeli kazancı

Küsmek tümüyle işlevsiz değildir. İnsan çok öfkeliyken konuşmaya devam ederse söylemeyeceği sözleri söyleyebilir, hakaret edebilir, yıllar önce kapanmış meseleleri yeniden açabilir. Kısa süreli uzaklaşmak, sinir sistemine toparlanma fırsatı verir. Kişi o sırada “Ben gerçekten neye kızdım?” diye düşünebilir. Bazen mesele geç kalmak değildir; önemsenmemektir. Bazen sorun mutfaktaki tabaklar değil, evin bütün yükünün tek kişiye bırakıldığı duygusudur.

Kısa bir sessizlik sınır da çizebilir. Örneğin sevgiliniz arkadaşlarının yanında sizi küçümseyen bir espri yaptığında o anda tartışmayı büyütmemek, ortamdan ayrılıp daha sonra konuşmak olgun bir tercihtir. Buradaki amaç karşı tarafı cezalandırmak değil, hem kendinizi hem ilişkinizi kontrolsüz bir tepkiden korumaktır.

Nitekim 2024 yılında yayımlanan araştırmada 162 katılımcının yer aldığı iki çalışma ve altı binden fazla karşılıklı tepki incelendi. Çiftler, kazananın diğerine rahatsız edici bir ses verebildiği rekabetçi bir oyuna alındı. Beş, on veya on beş saniyelik zorunlu beklemeler, olumsuz duygunun ve tepkisel saldırganlığın azalmasına yardımcı oldu. Araştırmacılar, kişinin kendisinin seçtiği ek beklemelerin de benzer biçimde yararlı olduğunu gördü. Elbette bu, gündelik tartışmayı bütünüyle temsil eden bir deney değildi ve ağır şiddet vakalarına uyarlanamazdı. Yine de önemli bir şeyi gösterdi: Bazen beş saniye bile, öfkeyle davranmak ile düşünerek cevap vermek arasındaki mesafedir.

Demek ki sorun susmak değildir. Sorun, ne kadar süreyle, hangi amaçla ve karşı tarafa ne hissettirerek sustuğumuzdur.

Mola ile sessiz cezanın farkı

Sağlıklı bir mola veren kişi şöyle der:

“Şu anda çok öfkeliyim. Sana kötü bir şey söylemek istemiyorum. Yarım saat sakinleşeyim, saat dokuzda bu konuyu konuşalım.”

Sessiz ceza veren kişi ise kapıyı çarpar, telefonu kapatır ve ne zaman döneceğini söylemez. Mesajı görür ama cevaplamaz. Aynı evde yaşadığı insanı görünmez biri gibi davranarak cezalandırır. Karşı taraf özür diledikçe suskunluğunu uzatır. Çünkü artık asıl mesele anlaşmazlığı çözmek değil, kimin daha güçlü olduğunu göstermektir.

Sessiz muamele üzerine yapılan iki çalışmada, bu davranışın genellikle cezalandırıcı olarak algılandığı görüldü. Sessizliğe maruz kalanlarda aidiyet, özsaygı, kontrol ve “varlığımın bir anlamı var” duygusu tehdit ediliyordu. İlginç olan şuydu: Sessiz kalan taraf kısa süreli bir kontrol hissi kazanıyor, fakat onun da aidiyet duygusu zedeleniyordu. Yani silahı kullanan da açılan mesafenin içinde kalıyordu.

Bu nedenle küslüğün olumlu yanı, çoğu zaman yalnızca ilk birkaç dakikada veya saatte ortaya çıkar. Öfke azalabilir, düşünceler toparlanabilir, kavga büyümeyebilir. Fakat belirsizliğe bırakılan sessizlik uzadıkça yararını kaybeder. Birkaç saatlik düşünme alanı ilişkiyi koruyabilir; günler süren yok sayılma ise kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olabilir.

İnsan neden sessizliğe bu kadar ağır tepki verir?

Çünkü görmezden gelinmek, yalnızca konuşmanın kesilmesi değildir. İnsanın ilişki içindeki yerinin belirsizleşmesidir.

Yapılan bir deneyde katılımcılar, sanal bir top oyunundan dışlandı. Dışlanma sırasında, fiziksel acının özellikle sıkıntı veren yönünün işlenmesiyle ilişkilendirilen ön singulat kortekste etkinlik arttı; bu etkinlik katılımcıların bildirdiği sıkıntıyla da ilişkiliydi. Bu bulgu “duygusal acı fiziksel acıyla tamamen aynıdır” anlamına gelmez. Fakat sosyal reddedilmenin yalnızca bir benzetmeden ibaret olmadığını, beynin acı ve alarm sistemleriyle kısmen örtüşen süreçler oluşturabildiğini gösterir.

Sevdiğiniz insanın “Sana kızgınım” demesi canınızı sıkabilir. Fakat ne düşündüğünü söylemeden ortadan kaybolması daha ağır gelebilir. Çünkü açık bir öfkenin karşısında cevap verebilirsiniz. Sessizlikte ise neye karşı mücadele ettiğinizi bilemezsiniz.

Sevgililik döneminde bu belirsizlik daha çok ayrılık korkusuna dönüşür. Dün “Seni seviyorum” diyen biri bugün ortadan kaybolduğunda insan, yalnızca tartışmayı değil ilişkinin tamamını sorgular. Evlilikte ise sessizliğin başka bir ağırlığı vardır. Aynı evde yaşamak, aynı masaya oturmak, çocukla ilgilenmek, faturaları ödemek zorundasınızdır. Eşiniz iki metre ötenizde olduğu hâlde size kilometrelerce uzaktaymış gibi davranabilir.

Biri yaklaştıkça diğeri kaçar

Çiftlerde sık görülen bir döngü vardır. Biri konuşmak ve sorunu hemen çözmek ister. Diğeri baskı altında hissederek içine kapanır. İlk kişi cevap alamadıkça daha çok sorar, eleştirir ve peşinden gider. Diğeri daha fazla bunaldığı için daha çok uzaklaşır.

Psikolojide buna “talep etme ve geri çekilme döngüsü” denir. 31 çiftle gerçekleştirilen gözlemsel çalışmada, eşlerden birinin değişim istediği çatışma konularında bu karşılıklı düzen açık biçimde görüldü. Kimin yaklaştığı ve kimin uzaklaştığı yalnızca kişilikle değil, o konuda değişimi kimin istediğiyle de bağlantılıydı. Gündelik hayatta döngü şöyle işler:

“Niye benimle konuşmuyorsun?”

“Çünkü her şeyi büyütüyorsun.”

“Büyütüyorsam bana cevap ver.”

“Şimdi konuşmayacağım.”

“Zaten hiçbir zaman konuşmuyorsun.”

Bu konuşmada biri kendisini terk edilmiş, diğeri kuşatılmış hisseder. İkisi de karşı tarafın davranışını, kendi tepkisinin gerekçesi olarak görür. Oysa her tepki bir sonrakini biraz daha büyütmektedir.

Güncel bir çalışmada, 24 ile 70 yaşları arasındaki 111 evli çift incelendi. Sessiz çatışma puanları yükseldikçe hem kişinin kendi ilişki kalitesi hem de eşinin bildirdiği ilişki kalitesi düşüyordu. Araştırmanın kesitsel yapısı nedeniyle “sessizlik kesin olarak ilişki kalitesini düşürür” şeklinde doğrudan bir neden-sonuç hükmü kurulamaz. Ancak ilişkinin yalnızca bağırarak değil, konuşmayarak da yıpranabileceğini gösteren güçlü bir bağlantı ortaya çıktı.

Beden de tartışmayı kaydediyor

İlişki çatışmasının etkisi yalnızca moral bozukluğu değildir. 42 sağlıklı evli çifti iki ayrı 24 saatlik hastane ziyaretinde incelendi. Çiftler bir ziyarette destekleyici bir konuşma, diğerinde ise aralarındaki bir anlaşmazlık hakkında tartışma yaptı. Kollarında oluşturulan küçük kabarcık yaraları, çatışma görüşmesinden sonra daha yavaş iyileşti. Sürekli daha düşmanca davranan çiftlerde iyileşme hızı, düşük düşmanlık gösteren çiftlerin yaklaşık yüzde 60’ı kadardı. İltihaplanmayla ilişkili bazı biyolojik göstergelerde de farklılıklar bulundu.

Bu deney doğrudan küsmeyi ölçmüyordu. Fakat ilişkideki kronik düşmanlığın, bedenden bağımsız bir “ev içi mesele” olmadığını gösteriyordu. Günlerce süren gerilim, uyku bozukluğu, iştahsızlık, çarpıntı, baş ağrısı veya sürekli tetikte olma hâli bu yüzden küçümsenmemelidir. Beden, ağızdan çıkmayan cümleleri de bir biçimde duyar.

Yıllarca izlenen çalışmalarda da yoğun olumsuzluk kadar duygusal kopuş önemli bir risk işaretiydi. On dört yıllık izlem, yoğun olumsuz etkileşimlerin daha erken ayrılıklarla; gündelik konuşmalarda ilgi, şefkat, mizah ve olumlu duygunun azalmasının ise daha geç ayrılıklarla bağlantılı olabildiğini gösterdi. Başka bir deyişle evlilikler yalnızca büyük kavgalarla sona ermiyor. Bazen insanlar birbirlerine bağırmayı bıraktıktan çok sonra, birbirlerini merak etmeyi de bırakıyor.

Günlük hayatta ne yapılabilir?

Diyelim ki sevgiliniz, sizin için önemli olan bir günü unuttu. Ona öğleden sonra mesaj attınız, o da “Bunda büyütecek ne var?” diye cevap verdi. Telefonu üç gün boyunca açmamak ilk anda güçlü hissettirebilir. Fakat sorunu anlatmaz. Daha işlevsel cümle şudur:

“Günü unutmandan çok, üzüldüğümü söylediğimde küçümsenmiş hissetmeme kırıldım. Şu an konuşursam tartışmayı büyütebilirim. Akşam sekizde arayıp konuşalım.”

Bu cümlede hem duygu hem sınır hem de geri dönüş zamanı vardır.

Evlilikten bir örnek düşünelim. Eşlerden biri çocuğu okuldan almayı unutmuş olsun. Diğeri iki gün boyunca sadece çocukla konuşuyor, eşine çay bile sormuyor. Burada unutulan görev kadar ağır olan şey, evin içinde kurulan görünmez mahkemedir. Bunun yerine şu söylenebilir:

“Bugün çok zor durumda kaldım. Mesele yalnızca okula geç kalman değil; bütün sorumluluğu tek başıma taşıyormuşum gibi hissettim. Yarım saat sakinleşmek istiyorum. Çocuk uyuduktan sonra görevleri nasıl paylaşacağımızı konuşalım.”

Gece saat birde başlayan tartışmada da her şeyi o anda çözmek şart değildir. Yorgun iki insanın “Bu gece bitmeden çözeceğiz” ısrarı, çoğu zaman çözüm değil yeni yaralar üretir. Fakat konuşmayı ertelemekle eşini belirsizlikte bırakmak aynı şey değildir:

“Şu an ikimiz de çok yorgunuz. Konuyu kapatmıyorum. Yarın kahvaltıdan sonra konuşacağız. Sana kızgınım ama ilişkimizden vazgeçmiş değilim.”

Bazen insanın duymaya en çok ihtiyaç duyduğu cümle tam olarak budur: “Şu anda senden uzaklaşıyorum ama seni terk etmiyorum.”

Barışmak, konuyu halının altına süpürmek değildir

Bazı çiftler günlerce küs kalır, sonra biri yemek söyler, diğeri sofraya oturur ve hayat kaldığı yerden devam eder. Görünürde barışılmıştır. Fakat ne kırgınlık konuşulmuş ne de davranış değişmiştir. Böyle ilişkilerde aynı tartışma farklı kıyafetlerle tekrar tekrar eve gelir.

Gerçek barışmanın üç parçası vardır: Olanı anlamak, verilen zararı kabul etmek ve geleceğe ilişkin somut bir değişiklik belirlemek.

“Üzüldüysen özür dilerim” sorumluluğu karşı tarafa yükler.

“Sesimi yükselterek seni korkuttum. Bunun yanlış olduğunu görüyorum. Bir daha yükseldiğimi fark ettiğimde konuşmaya ara vereceğim” ise sorumluluk alan bir özürdür.

120 çiftle yürütülen iki yıllık deney bu konuda umut verici bir sonuç ortaya koydu. Çiftlerin yarısı, ikinci yıl boyunca dört ayda bir, yedi dakikalık bir yazma çalışması yaptı. Katılımcılardan son anlaşmazlıklarına, herkes için iyilik isteyen tarafsız bir üçüncü kişinin gözünden bakmaları istendi. Toplamda yılda yalnızca 21 dakika süren bu uygulama, kontrol grubunda devam eden evlilik kalitesindeki düşüşü müdahale grubunda durdurdu. Etkinin önemli bir bölümü, çatışmaya bağlı öfke ve sıkıntının azalmasıyla açıklanıyordu.

Bunu evde uygulamak zor değildir. Bir tartışmadan sonra ayrı ayrı şu üç soruya cevap verilebilir:

“Bu olayı yalnızca kendi gözümden değil, dışarıdan izleseydim ne görürdüm?”

“Karşı taraf neyi korumaya çalışıyordu?”

“Bu anlaşmazlıktan ilişkimiz için nasıl bir yarar çıkarabiliriz?”

Amaç haklıyı haksızı ortadan kaldırmak değildir. Amaç, haklı çıkma arzusunun ilişkiyi görmenizi engellemesini önlemektir.

73 genç yetişkin ile romantik partnerlerini gözlemlendiği çalışmada, on dakikalık çatışma görüşmesinin ardından dört dakikalık sakinleşme bölümüne geçildi. Tartışmanın etkisinden daha iyi çıkabilen partnerlere sahip kişiler, ilişkilerinde daha olumlu duygular ve daha yüksek memnuniyet bildirdi. Partnerin toparlanma becerisi, güvensiz bağlanma geçmişi olan kişilerin ilişki istikrarı açısından da koruyucu görünüyordu. Buradan çıkarılacak sonuç, herkesin dört dakikada sakinleşmesi gerektiği değildir. Asıl mesele, tartışmanın bütün güne, bütün geceye ve ilişkinin geri kalanına yayılmasını önleyebilmektir.

Çocuklar sessizliği duyar

Evlilikte küs kalmanın görünmeyen tanıkları çoğu zaman çocuklardır. Anne ve baba bağırmadığı için çocuğun çatışmayı fark etmediği düşünülür. Oysa çocuklar bakışların kaçırılmasını, sofradaki gerginliği, kısa cevapları ve birbirlerine çocuk üzerinden haber gönderen anne babayı kolaylıkla sezer.

On üç ile on beş değil, 10 ile 15 yaş arasındaki 1.032 ergenle yapılan bir araştırmada, anne babalar arasındaki çatışma duygusal güvensizlik ve ruhsal sorunlarla ilişkili bulundu. Bulgular evli ve ayrılmış ailelerde benzerdi. İyi bir ebeveyn-çocuk ilişkisi de anne baba çatışmasının oluşturduğu bütün riski tek başına ortadan kaldırmıyordu.

Bu yüzden “Git babana söyle”, “Annene sor bakalım” gibi cümlelerle çocuğu haberci yapmak, onu yetişkinler arasındaki gerilimin içine çeker. Çocuk, anne babasının sorununu çözmekle görevlendirilmemelidir.

Her ilişki için aynı reçete geçerli değil

Burada önemli bir sınır var. Fiziksel şiddet, tehdit, takip, ağır psikolojik baskı veya zorlayıcı kontrol bulunan bir ilişkide uzaklaşmak “küsme” değildir; güvenlik ihtiyacıdır. Böyle bir durumda “Daha güzel konuşun” tavsiyesi yetersiz, hatta tehlikeli olabilir. Öncelik güvenli bir yere ulaşmak ve hukuki ya da psikolojik destek almaktır.

Fakat şiddetin olmadığı, sevginin hâlâ bulunduğu ilişkilerde şu basit anlaşma çok şeyi değiştirebilir:

Kızabiliriz, fakat birbirimizi yok saymayacağız. Konuşmaya ara verebiliriz, fakat nedenini ve ne zaman döneceğimizi söyleyeceğiz. O gece çözemesek bile ilişkinin güvende olduğunu birbirimize hissettireceğiz. Özür dilediğimizde “ama” kelimesinin arkasına saklanmayacağız. Çocukları, aileleri veya sosyal medyayı tartışmanın silahı yapmayacağız.

İyi ilişki, hiç küsmeyen iki insanın ilişkisi değildir. İyi ilişki, kırıldığında karşısındakini kırarak rahatlamaya çalışmayan iki insanın ilişkisidir.

Çünkü aşk bazen konuşmakla korunur, bazen kısa süre susmakla. Fakat hiçbir aşk, günlerce görünmez sayılarak büyümez. Sessizlik bir nefes olabilir; fakat yuva hâline gelirse, içinde iki kişi değil iki yalnız insan yaşamaya başlar.

 

Tamer Öztürk

Tamer Öztürk

2002 yılından itiraberen eğitimci olarak eğitim hayatında olup sosyal bilimler alanında yüksek lisansını 2004 yılında tamamlamıştır. Çeşitli danışmanlık ve koçluk alanlarında danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Tüm yazılarını gör →