Nişanda Mükemmel, Evlilikte Sorunlu: Değişen İnsan mı, Değişen Hayat mı?
Bir çift düşünün: Nişanlılık döneminde hemen hiç kavga etmiyorlar. Birbirlerinin doğum gününü, sevdiği kahveyi, annesinin rahatsızlığını, iş yerindeki toplantısını hatırlıyorlar. Akşamları uzun uzun konuşuyor, hafta sonlarını özenle planlıyorlar. Çevrelerindeki herkes aynı cümleyi kuruyor: “Birbirinizi bulmuşsunuz.”
Nikâhtan birkaç ay sonra ise manzara değişiyor. Eve geç gelmeler, biriken bulaşıklar, plansız harcamalar, aile ziyaretleri ve telefona dalıp gitmeler tartışma konusu oluyor. Nişanlıyken saatlerce konuşan çift, artık “Sen zaten beni dinlemiyorsun” ile “Her şeyi büyütüyorsun” arasında sıkışıyor. Sonunda ikisinin de aklına aynı soru geliyor:
“Biz evlenmeden önce böyle değildik. Ne oldu bize?”
Çoğu zaman insanlara bir gecede bir şey olmuyor. Değişen, ilişkinin içinde yaşadığı şartlar oluyor. Nişanlılık, insanların birbirini belirli zamanlarda ve hazırlanarak gördüğü bir dönemdir. Evlilik ise sabah mahmurluğundan ay sonu hesabına, hastalıktan aile baskısına kadar hayatın kesintisiz hâlidir. Nişanlılık, insanın sevmeye hazırken nasıl davrandığını gösterir. Evlilik, yorgunken, kaygılıyken ve istediği olmayınca nasıl davrandığını da ortaya çıkarır.
Bu nedenle evlilik her zaman karakteri bozmaz; çoğu zaman karakterin, alışkanlıkların ve beklentilerin görünürlüğünü artırır.
Nikâh yeni sorunlar mı doğuruyor, eski sorunları mı görünür kılıyor?
Yeni evli çift üzerinde yapılan araştırmada çiftler dört yıl boyunca sekiz kez değerlendirildi. Evlilik doyumu ortalama olarak azalmasına rağmen 19 farklı sorun alanının genel düzeyi büyük ölçüde sabit kaldı. Kayınvalide ve kayınpederle ilişkiler, ev yönetimi, birlikte geçirilen zaman ve gerçekçi olmayan beklentiler gibi birçok mesele birdenbire kötüleşmiyordu. Düzenli biçimde kötüleşen alanlardan biri, eşlerin birbirlerine sevgi gösterme düzeyiydi. Başka bir ifadeyle sorunların sayısı aynı kalırken ilişkinin sıcaklığı azalabiliyordu. Araştırmanın sonuçları, “Evlendikten sonra yüzlerce yeni sorun çıktı” düşüncesini önemli ölçüde sorgulatıyor.
Bazen sorun değişmez, sorunun duygusal anlamı değişir.
Nişanlıyken mesajın geç cevaplanması “Toplantısı uzamıştır” diye yorumlanabilir. Evlilikte aynı davranış “Artık beni önemsemiyor” şeklinde okunabilir. Nişanlıyken dağınıklık sevimli bir kusur sayılırken evlilikte “Bütün yükü bana bırakıyor” anlamına gelebilir. Biriken çamaşırlar artık yalnızca çamaşır değildir; görülmemenin, yalnız bırakılmanın veya takdir edilmemenin sembolüne dönüşür.
Örneğin kadın, eşine “Çöpü yine çıkarmamışsın” dediğinde gerçekte “Bu evin sorumluluğunu tek başıma taşımak istemiyorum” demeye çalışıyor olabilir. Erkek ise bu cümleyi “Sen hiçbir şeyi beceremiyorsun” şeklinde duyabilir. Kadın daha fazla konuşmaya çalıştıkça erkek eleştirilmekten kaçmak için susar. Erkek sustukça kadın önemsenmediğini düşünerek sesini yükseltir. Böylece biri kovalayan, diğeri kaçan hâline gelir. Bir süre sonra taraflar çöpü değil, birbirlerinin kişiliğini tartışmaya başlar.
Mükemmellik bazen ilişkinin gerçeği değildir
Nişanlılık döneminde insanlar yalnızca kendilerinin iyi taraflarını göstermeye çalışmaz; karşılarındaki kişinin eksiklerini de daha hoşgörülü yorumlar. Psikolojide buna romantik idealizasyon denir.
İlginç olan şu ki idealizasyon her zaman zararlı değildir. Yapılan bir araştırmada 222 çocuksuz yeni evli çifti üç yıl boyunca yedi ayrı ölçümle takip edildi. Eşini kendi idealindeki partnere daha yakın gören kişilerde evlilik doyumundaki düşüşün daha sınırlı olduğu, yüksek düzeyde idealizasyon gösterenlerde ise belirgin bir düşüş görülmediği bildirildi. Bu uzunlamasına çalışma, sevdiğimiz kişinin iyi taraflarını büyütmenin ilişki için koruyucu olabileceğini gösteriyor.
Fakat burada çok önemli bir ayrım var: İyi niyetli bakış ile gerçeği inkâr etmek aynı şey değildir.
Eşinin dalgınlığını insanî bir kusur olarak görmek başka, sürekli aşağılamasını “Beni sevdiği için kıskanıyor” diye açıklamak başkadır. Arada bir unutkanlık karşısında hoşgörülü olmak başka, kumar, bağımlılık, borç gizleme, tehdit veya şiddet gibi ciddi sorunları “Evlendikten sonra düzelir” diyerek görmezden gelmek başkadır. Aynı araştırma alanındaki çalışmalar, ciddi sorunları sürekli iyiye yormanın ve ortada değişim belirtisi yokken mükemmel bir gelecek beklemenin sonraki yıllarda daha sert hayal kırıklıklarıyla ilişkili olabildiğini gösteriyor.
Sağlıklı idealizasyon eşe büyüteçle kusur aramamaktır. Sağlıksız idealizasyon ise gözün önündeki tehlikeye perde çekmektir.
Nişanlılıkta duyulan şüphe neden önemlidir?
Düğün tarihi yaklaştığında “Artık geri dönemeyiz”, “Ailelere ne deriz?” veya “Bu kadar masraf yapıldı” düşünceleri çiftlerin gerçek kaygılarını konuşmasını engelleyebilir. Oysa evlilik öncesi kuşkuların tamamını basit düğün stresi saymak doğru değildir.
464 yeni evli kişiyle yapılan araştırmada çiftlerin yaklaşık üçte ikisinde eşlerden en az biri, evlenmeden önce tereddüt yaşadığını bildirdi. Bu kuşkular kader anlamına gelmiyordu, fakat önemsiz de değildi. Evlilik öncesi tereddüt bildiren kadınların dört yıl içindeki boşanma oranı yüzde 19, tereddüt bildirmeyenlerin oranı yüzde 8 olarak bulundu. Evliliği devam eden çiftlerde de hem kadınların hem erkeklerin evlilik öncesi kuşkuları, daha düşük doyum seyriyle ilişkiliydi. Araştırmacıların vurgusu, kuşkuların düğünü hemen iptal etme gerekçesi değil, açıkça incelenmesi gereken bir veri olduğu yönündeydi.
Kuşku bir yıkım kararı değil, yangın alarmıdır. Alarm çalınca binayı hemen yıkmak gerekmez; fakat sesi kesip uyumaya devam etmek de akıllıca değildir.
“Öfkelendiğinde beni küçümsüyor”, “Borcunu tam olarak bilmiyorum”, “Çocuk konusunda anlaşamıyoruz”, “Ailesine hayır diyemiyor” veya “Sorun konuşulduğunda günlerce ortadan kayboluyor” gibi kaygılar, “Evlenince çözülür” denilerek ertelenmemelidir. Çünkü nikâh, çözülmemiş bir sorunu tedavi etmez; çoğu zaman sorunun hayat üzerindeki etkisini büyütür.
Bazen sorun eş değil, eşe taşınan yüktür
Evlilik psikolojisinde önemli modellerden biri, “kırılganlık, stres ve uyum” modelidir. Bu yaklaşıma göre evliliğin gidişatını üç unsur birlikte belirler: Kişilerin geçmişten getirdiği kırılganlıklar, hayatın oluşturduğu dış stres ve çiftin bunlarla baş etme biçimi.
Eşlerden biri çocukluğunda sürekli eleştirilmişse, basit bir hatırlatmayı bile aşağılanma olarak algılayabilir. Diğeri tartışmalı bir evde büyümüşse ses yükseldiğinde konuşmak yerine tamamen kapanabilir. Bunlara işsizlik, borç, ağır çalışma şartları, uykusuzluk ve aile baskısı eklendiğinde, nişanlılıkta görülmeyen tepkiler evlilikte ortaya çıkabilir.
414 farklı etnik kökenden yeni evli çiftin evlerinde gerçekleştirilen gözlemlerde, maddi sıkıntılar ve stresli yaşam olayları olumsuz iletişimin en güçlü göstergeleri arasında bulundu. Bu ilişki, çiftlerin evliliklerinden ne kadar memnun olduklarından bağımsız olarak da görülüyordu. Yapılan çalışmalarda bazen eşin sorunun kaynağı değil, dışarıdaki sorunun en yakındaki hedefi hâline geldiğini gösteriyor.
İş yerinde yöneticisine cevap veremeyen kişi eve geldiğinde eşinin küçük bir sorusuna sert çıkabilir. Maddi kaygısını açıkça söyleyemeyen biri, marketten alınan bir ürün üzerinden kavga başlatabilir. Bu durumda tartışmanın görünür konusu peynirin fiyatıdır; gerçek konusu ise geçim kaygısı ve kontrolü kaybetme korkusudur.
Uykunun etkisi de küçümsenmemelidir. İki haftalık günlük kayıtları ve laboratuvar gözlemlerini birleştiren bir çalışmada, kötü uyunan gecelerin ardından çiftlerin daha fazla çatışma yaşadığı, birbirlerinin duygularını daha zor anladığı ve sorunları çözmekte daha başarısız olduğu görüldü. Hatta yalnızca eşlerden birinin kötü uyuması bile çatışmanın çözülmesini güçleştirebiliyordu. yapılan bir araştırma, gece yarısı başlayan bazı “evlilik krizlerinin” sabah dinlenmiş iki insan arasında aynı şiddette yaşanmayabileceğini düşündürüyor.
Bu nedenle saat 00.30’da, iki taraf da yorgunken bütün evliliği masaya yatırmak çoğu zaman cesaret değil, kötü zamanlamadır.
Para ve ev işleri neden küçük meseleler değildir?
Nişanlılıkta para çoğunlukla restoran hesabı, hediye veya düğün bütçesi üzerinden konuşulur. Evlilikte ise borç, kira, kişisel harcama, aileye yardım, birikim ve geleceğe ilişkin güvenlik duygusuyla iç içe geçer.
Yüz evli çiftin günlüklerinde yer alan 748 tartışmayı inceleyen araştırmacılar, paranın en sık tartışılan konu olmadığını buldu. Fakat para tartışmaları diğer konulara göre daha tekrarlayıcı, daha problemli ve çözülmeden kalmaya daha yatkındı. yapılan araştırmalar, para kavgasının çoğu zaman yalnızca rakamlarla ilgili olmadığını gösteriyor. Para; özgürlük, güç, güvenlik, emek ve adalet anlamına da geliyor.
Benzer bir durum ev işleri için geçerlidir. On binin üzerinde yanıtın değerlendirildiği bir araştırmada, kişinin iş bölümünü kendisine karşı haksız bulması ilişki doyumuyla güçlü biçimde bağlantılıydı. Objektif olarak kimin kaç tabak yıkadığından çok, yükün adil ve görünür olup olmadığı önem taşıyordu.
“Sen söyle, yaparım” cümlesi ilk bakışta iş birliği gibi görünür. Oysa yapılacak işleri fark etme, zamanı planlama, alışveriş listesini oluşturma ve eşe hatırlatma sorumluluğu yine tek kişideyse gerçek bir paylaşım oluşmaz. Bir eş yalnızca işi yaparken diğeri hem yönetici, hem takipçi, hem hatırlatıcı hâline gelir.
Ev işleri konusunda asıl soru “Kim yardım ediyor?” değil, “Kim hangi işin bütün sorumluluğunu üstleniyor?” olmalıdır.
Tartışmanın konusu kadar başlangıcı da önemlidir
Yapılan çalışmada 124 yeni evli çiftin 15 dakikalık çatışma konuşmalarını incelenip onları altı yıl takip edildi. Yalnızca tartışmanın ilk üç dakikasındaki olumlu ve olumsuz duygusal davranışlar bile sonraki evlilik sonucunu anlamlı biçimde öngörebiliyordu. Çalışmanın temel sonucu, ilk üç dakikanın kaderi belirlediği değil, tartışmaya nasıl girildiğinin çiftin yerleşmiş iletişim düzenini güçlü biçimde yansıttığıdır.
“Sen zaten hiçbir zaman ailemi önemsemedin” diye başlayan bir konuşma, karşı tarafı sorunu çözmeye değil kendini savunmaya çağırır.
Aynı mesele şöyle başlatılabilir:
“Bu hafta sonu aileme gidemediğimiz için kırıldım. Karar verilirken benim isteğimin de dikkate alınmasına ihtiyacım var. Gelecek hafta için birlikte bir plan yapabilir miyiz?”
İlk cümle kişiliğe saldırır. İkinci cümle yaşanan olayı, duyguyu, ihtiyacı ve somut talebi anlatır. Sorun aynı kalır; konuşmanın gideceği yön değişir.
Bu dönüşümün olumlu bir yanı var mı?
Sorunlu hâle gelmenin olumlu bir yanı yoktur. Fakat mükemmellik perdesinin kalkmasının olumlu bir tarafı olabilir. Çünkü gerçek yakınlık, iki kusursuz insanın buluşması değildir. İki gerçek insanın birbirinin sınırlarını, korkularını ve ihtiyaçlarını öğrenerek güvenli bir düzen kurabilmesidir.
Evliliğin ilk dönemindeki çatışmalar, henüz ciddi bir zarar oluşmadan ilişkinin zayıf noktalarını gösterebilir. Para konuşulamıyorsa mali düzen kurulabilir. Aile sınırları belirsizse ortak kurallar belirlenebilir. Ev işleri tek kişide toplanmışsa sorumluluklar yeniden dağıtılabilir. Tartışmalarda susma ve kovalama döngüsü varsa bu döngü fark edilerek değiştirilebilir.
Bazen çiftler “Artık eskisi gibi heyecanlanmıyoruz” derken sevgiyi değil, yeniliği kaybetmiştir. Yapılan araştırmada, birlikte yeni ve uyarıcı bir etkinlik yapan çiftlerin ilişki kalitesinde, sıradan bir iş yapan veya hiçbir etkinlik yapmayan çiftlere göre daha fazla kısa süreli artış görüldü. Deneylerdeki ortak görev yalnızca yedi dakika sürüyordu. Araştırmanın bulguları, ilişkiyi canlandırmak için her zaman pahalı tatillere ihtiyaç olmadığını gösteriyor.
Daha önce yapılmamış bir yemek hazırlamak, yeni bir yürüyüş rotası denemek, birlikte dans öğrenmek, bir atölyeye katılmak veya ortak bir küçük proje yapmak da çiftin birbirini yalnızca “ev arkadaşı” olarak görmesini engelleyebilir.
Evlilikte güven, büyük romantik gösterilerden çok tekrarlanan küçük davranışlarla oluşur. Nişanlılık döneminde doğal olarak gösterilen ilginin, evlilikte bilinçli bir alışkanlığa dönüştürülmesi gerekir.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle çiftler görünmeyen evlilik sözleşmelerini görünür hâle getirmelidir. Herkes evliliğe ailesinden, kültüründen ve geçmiş ilişkilerinden öğrendiği yazılı olmayan kurallarla gelir. Biri “Kazandığımız bütün para ortaktır” diye düşünürken diğeri “Herkesin kişisel parası olmalıdır” diyebilir. Biri her hafta aile ziyareti beklerken diğeri ayda bir görüşmeyi yeterli görebilir. Bu beklentiler konuşulmadığında taraflar kendi doğrusunu evliliğin doğal kuralı sanır.
Çiftler ayrı ayrı şu başlıklarda beklentilerini yazabilir: Para, borçlar, birikim, ev işleri, ailelerle sınırlar, çocuk, çalışma hayatı, arkadaşlıklar, yalnız kalma ihtiyacı, mahremiyet, telefon kullanımı, cinsellik, dinî yaşam, tatil ve öfke anında nasıl davranılacağı. Amaç bütün cevapların aynı çıkması değildir. Amaç farklılıkların düğün salonunda değil, konuşma masasında karşılaşmasıdır.
İkinci olarak evin yönetimi için düzenli ve kısa bir toplantı yapılmalıdır. Haftada yarım saatlik bir konuşmada bütçe, ev işleri, aile programı ve gelecek haftanın ihtiyaçları ele alınabilir. Böylece her mesele, patladığı anda ve suçlayıcı bir dille konuşulmaz.
Örneğin:
“Bu ay çok para harcadın” yerine, “Bu ay kart harcamamız belirlediğimiz sınırı aştı. Hangi kalemleri azaltabileceğimize birlikte bakalım.”
“Evde hiçbir şey yapmıyorsun” yerine, “Yemek planı, alışveriş ve mutfak temizliği tamamen bende kaldığında yoruluyorum. Bu üç sorumluluktan hangisini bütünüyle üstlenebilirsin?”
Üçüncü olarak tartışmanın durdurulması ile sorundan kaçılması birbirinden ayrılmalıdır. Çok öfkelenen kişi, “Şu anda sağlıklı konuşamıyorum. Biraz sakinleşip saat dokuzda bu konuya döneceğim” diyebilir. Buradaki önemli nokta geri dönüş zamanını belirtmektir. Kapıyı çarpıp günlerce konuşmamak bir mola değil, cezalandırıcı sessizliktir.
Dördüncü olarak çiftler yalnızca sorunlara değil, iyi haberlere verdikleri tepkilere de dikkat etmelidir. Yapılan bir çalışmada insanların güzel bir olayı başkalarıyla paylaşması, olayın kendisinden bağımsız olarak günlük olumlu duygular ve iyilik hâliyle ilişkiliydi. Özellikle karşı tarafın heyecanlı, ilgili ve geliştirici tepki vermesi ilişki doyumu ve yakınlıkla bağlantılı bulundu. Araştırmanın özeti, eşlerin zor günlerde destek vermesi kadar güzel günlerde birbirlerinin sevincini büyütmesinin de önemli olduğunu gösteriyor.
Eşiniz “Bugün müdür yaptığım sunumu beğendi” dediğinde “Güzel” deyip telefona dönmek yerine, “Bu harika, en çok hangi kısmı beğenmiş, sen o anda ne hissettin?” diye sormak küçük fakat ilişkiyi besleyen bir davranıştır.
Beşinci olarak çiftler zaman zaman yaşadıkları çatışmaya üçüncü bir kişinin gözünden bakmalıdır. 120 çiftle yürütülen iki yıllık bir deneyde, katılımcıların yarısı ikinci yıl boyunca üç kez, yedişer dakika çatışmalarını tarafsız bir gözlemcinin bakış açısından yazdı. Toplam 21 dakikalık bu uygulamanın yapıldığı grupta evlilik kalitesindeki düşüş dururken kontrol grubunda devam etti. Etki, çatışma sırasında yaşanan sıkıntının azalmasıyla açıklanıyordu. Deneyin sonuçları oldukça basit bir sorunun değerini gösteriyor:
“Bu tartışmayı ikimizi de seven, tarafsız ve sağduyulu biri izleseydi ne görürdü?”
Altıncı olarak ilişki yardımı almak için evliliğin tükenmesini beklememek gerekir. 174 nişanlı veya yeni evli çiftin rastgele gruplara ayrıldığı üç yıllık bir deneyde, çatışma becerileri, empati ve ilişki farkındalığı üzerine yapılan müdahalelerin uygulandığı gruplarda ayrılık oranı yüzde 11, hiçbir müdahale almayan grupta yüzde 24 olarak bulundu. Basit ilişki farkındalığı grubunda çiftlerin ilişki temalı filmler izleyerek karakterlerin davranışlarını tartışması da yer alıyordu. Bu yalnızca kriz çıktıktan sonra değil, ilişki iyi durumdayken de bakım yapılabileceğini gösteriyor.
Elbette bütün araştırmalar her çift için aynı sonucu vermez. Bu çalışmaların önemli bir bölümü Amerika Birleşik Devletleri’nde, çoğunlukla kadın ve erkek eşlerden oluşan örneklemlerde yapılmıştır. Kültür, ekonomik şartlar, aile yapısı ve kişisel geçmiş sonuçları değiştirebilir. Bilimsel bulgular fal değildir; hangi mekanizmaların tehlike veya koruma oluşturabileceğini gösteren haritalardır.
Son bir ayrımı da açıkça yapmak gerekir: Hakaret, tehdit, fiziksel şiddet, cinsel zorlama, ekonomik kontrol, sürekli takip, sosyal çevreden koparma ve korkutma sıradan “evliliğe alışma sorunları” değildir. Böyle bir ilişkide mesele daha doğru cümle kurmak veya daha romantik davranmak değildir. Öncelik güvenlik, bireysel destek ve gerektiğinde hukuki korumadır. Şiddetin sorumluluğu şiddete uğrayan kişiye yüklenemez.
Nişanlılıktaki mükemmel ilişkinin evlilikte zorlanması, aşkın mutlaka bittiği anlamına gelmez. Bazen aşk bitmemiş, yalnızca hazırlıklı sahneden gündelik hayatın dağınık mutfağına geçmiştir. Fakat sevginin varlığı da tek başına yeterli değildir. Sevginin iş bölümü, sınır, şeffaflık, nezaket ve onarım becerisiyle desteklenmesi gerekir.
Çünkü iyi evlilik, hiç sorun yaşamayan iki insanın kurduğu birliktelik değildir. Sorun çıktığında birbirini düşman ilan etmeyen, görünmeyen yükleri fark eden, yanlışını onarabilen ve sevgiyi gündelik davranışlara çevirebilen iki insanın ortak emeğidir.
Nişanlılıkta birbirine güzel görünmek kolaydır. Asıl mesele, evlilikte birbirinin hayatını güzelleştirebilmektir.