Eğitim • 5 dk okuma

MOTİVASYON OLMADAN DERS ÇALIŞMAK MÜMKÜN MÜ?

MOTİVASYON OLMADAN DERS ÇALIŞMAK MÜMKÜN MÜ?

Saat akşam sekiz. Kitap masada, kalem yanında, yarınki sınav da gayet gerçek. Öğrenci ise telefonuna bakıyor. Birkaç dakika sonra kendi kendine şu cümleyi kuruyor:

“Bugün hiç motivasyonum yok. Yarın daha iyi çalışırım.”

Yarın geliyor. Bu kez okul yorucu geçmiş oluyor. Ertesi gün biraz uykusuzluk, sonraki gün arkadaşlarla program... Ders çalışma işi sürekli daha uygun bir ruh hâlinin geleceği güne erteleniyor.

Buradaki ilginç nokta şu: İnsanların önemli bir bölümü ders çalışmayı başlatmak için önce çalışma isteğinin ortaya çıkması gerektiğini düşünüyor. Sanki sıranın şöyle olması gerekiyor: Önce motivasyon gelecek, ardından insan masaya oturacak, sonra konsantrasyon başlayacak.

Psikoloji araştırmaları bu sıranın her zaman böyle işlemediğini söylüyor.

Bazen insan gerçekten motive olduğu için çalışır. Bazen de çalışmaya başladığı için devam etme isteği oluşur.

Bu ayrım, özellikle uzun sınavlara hazırlanan öğrenciler için düşündüğümüzden daha önemli.

Motivasyon güzel şeydir ama güvenilir bir takvim değildir

Motivasyonu küçümsemek yanlış olur. Bir öğrenci istediği üniversiteyi düşündüğünde heyecanlanabilir. Sevdiği bir öğretmenin anlattığı konu merakını artırabilir. Deneme sınavındaki yükseliş, ertesi gün masaya daha istekli oturmasını sağlayabilir.

Fakat motivasyonun temel problemi süreklilik göstermemesidir.

İnsan her sabah aynı enerjiyle uyanmaz. Bir gün matematik sorusu çözmek zevkli gelirken başka bir gün aynı kitabın kapağını açmak bile yorucu gelebilir.

Motivasyon psikolojisinde çok bilinen çalışmalarda içsel ve dışsal motivasyon arasında yapılan ayrım burada işe yarıyor. İnsan bazen bir konuyu gerçekten merak ettiği için öğrenir. Bazen sınav kazanmak, diploma almak veya kendisi için anlamlı gördüğü başka bir hedefe ulaşmak için çalışır. Dışarıdan gelen nedenlerin de hepsi aynı değildir. Kişinin kendi değerleriyle benimsediği bir hedef ile yalnızca ceza korkusuyla yapılan çalışma psikolojik açıdan aynı şey değildir.

Bir öğrenci düşünelim.

Biyolojiyi seviyor, matematiği sevmiyor. Fakat hedeflediği bölüm için matematik yapması gerekiyor.

“Matematiği sevmiyorsan çalışma” demek pek gerçekçi değildir. Hayatta yaptığımız birçok iş zaten sürekli hoşumuza gitmez.

Kimse her sabah dişlerini fırçamak için ilham beklemiyor. İşe giden yetişkinlerin de her pazartesi sabahı yüksek motivasyon yaşadığını söylemek zor.

Burada devreye başka bir beceri giriyor: İsteksizlik varken de başlayabilmek.

Ertelemenin arkasında bazen tembellikten farklı bir şey var

Ders çalışmayı erteleyen öğrencilere çok kolay biçimde “tembel” deniliyor.

Oysa erteleme üzerine yapılan araştırmalar tabloyu biraz değiştiriyor.

2007 yılında yayımlanan geniş meta-analizi, ertelemeyle ilişkili yüzlerce bulguyu bir araya getirdi. Analizde 691 korelasyon incelendi. Görevin itici veya sıkıcı bulunması, sonucun çok uzakta olması, düşük öz-yeterlik ve dürtüsellik erteleme ile belirgin biçimde ilişkiliydi.

Yani bazı öğrencilerin yaşadığı durum kabaca şöyle işliyor:

Matematik kitabını açıyor.

İlk soru zor geliyor.

“Ben zaten bunu yapamıyorum” düşüncesi ortaya çıkıyor.

Biraz sıkıntı hissediyor.

Telefonu eline alıyor.

Beş dakika sonra kendisini daha iyi hissediyor.

Sorun ortadan kalkmadı ama o anki rahatsızlık azaldı.

Erteleme üzerine çalışmaları da bu noktaya dikkat çekiyor. Araştırmacılar ertelemeyi yalnızca kötü zaman yönetimi olarak ele almıyor. Bazı durumlarda insan, gelecekteki çıkarı pahasına bugünkü olumsuz duygusunu düzenlemeye çalışıyor. Zor veya rahatsız edici görev ertelendiğinde kısa süreli bir rahatlama yaşanıyor. Bedeli ise gelecekteki kişiye bırakılıyor.

Bu yüzden öğrenciye sürekli “Hedefini düşün, motive ol” demek yeterli olmayabilir.

Çünkü çocuk hedefini zaten biliyor olabilir.

Tıp istiyor olabilir.

Sınav tarihini biliyor olabilir.

Netlerinin yükselmesi gerektiğini de biliyor olabilir.

Yine de saat 19.30'da matematik kitabını açamayabilir.

Bilmek ile yapmak aynı şey değildir.

“Çalışacağım” demek neden bazen işe yaramıyor?

Psikolog Peter Gollwitzer'in yıllardır üzerinde çalıştığı konulardan biri, niyet ile davranış arasındaki bu boşluktur.

“Bu yıl çok çalışacağım.”

“Artık telefonla daha az ilgileneceğim.”

“Her gün soru çözeceğim.”

Bunların hepsi iyi niyetli kararlar. Fakat ne zaman ve nasıl uygulanacağı belli değil.

2006 yılında yayımlanan meta-analizde 94 bağımsız test incelendi. Araştırmada “uygulama niyeti” adı verilen planların hedefe ulaşmayı artırdığı ve genel etkinin orta-büyük düzeyde olduğu bildirildi. Uygulama niyetinin temel mantığı oldukça basit: Davranışı belirsiz bir geleceğe bırakmak yerine belirli bir durumla eşleştirmek.

“Akşam ders çalışacağım” yerine:

“Akşam yemeğinden sonra saat 19.30'da çalışma masasına oturacağım ve matematik soru bankasını açacağım.”

Daha da somutlaştırılabilir:

“Masaya oturduğumda telefonumu salondaki şarja bırakacağım.”

Buradaki değişiklik küçük görünüyor fakat öğrenci her akşam yeniden “Çalışsam mı?” kararı vermiyor.

Karar daha önce verilmiş oluyor.

Bu yaklaşımın çocuklarda işe yarayıp yaramadığına ilişkin yakın tarihli geniş bir değerlendirme de var. 2026 yılında yayımlanan bir meta-analizde 42 araştırmadan toplam 12.957 çocuk ve ergene ilişkin 52 etki büyüklüğü değerlendirildi. Uygulama niyetlerinin hedefe ulaşma üzerindeki ortalama etkisi küçük ile orta arasında bulundu.  Araştırmalar arasında belirgin farklılık bulunduğu için yöntemi mucize gibi görmek doğru değil, ancak binlerce katılımcının bulunduğu veri bütünü, davranışı önceden belirli koşullara bağlamanın işe yarayabileceğini destekliyor.

Asıl amaç her gün kendini zorlamak değil

Burada yanlış anlaşılabilecek bir nokta var.

“Motivasyona ihtiyacın yok” diyerek öğrenciyi her akşam irade savaşına sokmak da iyi bir yöntem değil.

Çünkü iradeye bağımlı çalışma ile alışkanlığa dönüşmüş çalışma aynı şey değil.

2010 yılında yayımlanan çalışmada 96 kişi, seçtikleri bir davranışı 12 hafta boyunca aynı günlük bağlamda tekrar etmeye çalıştı. Araştırmada davranış tekrarlandıkça otomatikliğin arttığı görüldü. İnsanlar arasında büyük fark vardı. Otomatikliğin yüksek düzeye ulaşması bazı kişilerde 18 gün sürerken bazılarında 254 güne kadar uzandı. İlginç bir başka bulgu da tek bir uygulama fırsatının kaçırılmasının alışkanlık oluşumunu belirgin biçimde bozmamasıydı.

Bu bulgu öğrencilere sık sık söylediğimiz bir cümlenin neden sorunlu olduğunu da gösteriyor:

“Programı bir gün bozduysan yine başa döndün.”

Hayır.

Pazartesi günü çalışıp salı günü çalışamadı diye sistem çökmüş sayılmaz.

Asıl mesele çarşamba günü geri dönebilmektir.

Çünkü sürdürülebilir ders çalışma düzeni kusursuz bir seri oluşturmak değildir.

Tekrar tekrar aynı davranışa dönebilmektir.

Üstelik ders çalışma özelinde de benzer bir bulgu var. 2020 yılında 91 üniversite öğrencisinin altı hafta boyunca izlediği uygulama tabanlı bir araştırmada toplam 2.574 çalışma tekrarına ilişkin veri toplandı. Çalışma davranışının otomatikliği arttıkça öğrencilerin çalışma sırasında yaşadığı motivasyon çatışması ve motivasyonel müdahale azaldı. Araştırmacılar, öz-kontrolün de çalışma sırasında sürekli dürtü bastırmaktan çok alışkanlık oluşumunu destekleyerek etkili olabileceğini bildirdi.

Başka bir ifadeyle, iyi kurulmuş bir çalışma düzeninin avantajlarından biri, her gün öğrencinin kendisine “Bugün çalışacak iradem var mı?” diye sormak zorunda kalmamasıdır.

Motivasyonsuz çalışabilmenin iyi tarafı

Bir öğrencinin canı istemediği hâlde bazen dersin başına geçebilmesi psikolojik açıdan değerli bir beceridir.

Çünkü sınava hazırlık uzun bir süreçtir.

YKS'ye sekiz ay hazırlanan bir öğrencinin sekiz ay boyunca yüksek motivasyonla dolaşmasını beklemek gerçekçi değildir. LGS öğrencisi de her gün aynı kararlılığı yaşamaz.

Düşük motivasyonlu günlerde bile yapılabilecek küçük bir çalışma, sistemin tamamen kopmasını önler.

Diyelim ki öğrenci normalde günde 120 soru çözüyor fakat bugün gerçekten yorgun.

İki seçenek var:

“120 çözemeyeceğim, o zaman bugün hiç çalışmayayım.”

Ya da:

“Bugün normal performansım yok. Yine de 20 matematik sorusu çözüp günü kapatayım.”

İkinci seçenek her zaman daha fazla akademik kazanç sağlayacak diye mekanik bir kural koyamayız. Bazen gerçekten dinlenmek gerekir. Fakat öğrencinin “tam performans gösteremiyorsam hiçbir şey yapmam” anlayışını kırması önemlidir.

Çünkü gerçek hayat çoğu zaman yüzde yüz kapasiteyle yaşanmıyor.

Fakat motivasyonsuz çalışmanın da kötü kullanılabileceği bir yer var

Bazı aileler buraya kadar anlatılanlardan şu sonucu çıkarabiliyor:

“Demek ki motivasyon gereksiz. Oturacak ve çalışacak.”

Bu da fazla basit.

Bir öğrenci birkaç gün isteksiz olabilir. Bu olağan bir durumdur.

Fakat çocuk haftalar boyunca hiçbir derse ilgi duymuyor, sürekli yorgun hissediyor, dikkatini toplamakta belirgin güçlük yaşıyor, daha önce keyif aldığı şeylere karşı da isteğini kaybediyor veya yoğun sınav kaygısı nedeniyle kitabı açamıyorsa yalnızca disiplin konuşmak yeterli olmayabilir.

Aynı şekilde program öğrencinin kapasitesinin çok üzerindeyse motivasyonsuzluk aslında kötü hazırlanmış bir planın işareti olabilir.

Örneğin okuldan saat 17.00'de gelen bir öğrenciden her gün altı saat ders çalışmasını bekleyip ardından “motivasyonun düşük” demek pek anlamlı değildir.

Ryan ve Deci'nin çalışmalarının hatırlattığı bir başka nokta da burada devreye giriyor. İnsanlar yalnızca kontrol, baskı ve ceza üzerinden harekete geçirildiğinde ortaya çıkan motivasyon ile kişinin hedefi kendisinin benimsemesi aynı psikolojik yapı değildir.

Çocuk çalışabilir.

Hatta bir süre yüksek performans gösterebilir.

Fakat “Babam kızmasın diye çalışıyorum” ile “Bu sınavın benim için neden önemli olduğunu biliyorum” arasında ciddi bir fark vardır.

Disiplin, öğrencinin iradesini elinden almak anlamına gelmemeli.

Evde uygulanabilecek daha gerçekçi bir sistem nasıl görünür?

Örneğin 10. sınıfa giden bir öğrencinin eve geldikten sonra sürekli ders başlangıcını ertelediğini düşünelim.

Annesi her akşam:

“Hadi dersine başla.”

diyor.

Öğrenci:

“Birazdan.”

cevabını veriyor.

Bu konuşma saat içinde üç kez tekrarlanıyor.

Bir süre sonra anne sinirleniyor, öğrenci savunmaya geçiyor. Ders başlamadan evde tartışma başlamış oluyor.

Burada öğrencinin motivasyonunu yükseltmeye çalışmak yerine karar sayısını azaltmak daha işe yarar olabilir.

Akşam yemeği 19.00'da bitiyorsa çalışma başlangıcı 19.30 olarak sabitlenebilir.

İlk hedef “üç saat çalışmak” değildir.

Saat 19.30'da masaya oturmak ve belirlenen ilk işi yapmak olabilir.

Örneğin:

19.30'da masaya otur.

Telefonu başka odaya bırak.

Matematik kitabını aç.

İlk 20 dakika yalnızca daha önce belirlenmiş sorularla ilgilen.

Yirmi dakikanın sonunda devam edebiliyorsan devam et.

Burada önemli olan öğrencinin kendisini kandırması değil. Başlama eşiğini küçültmek.

Çünkü çoğu zaman “üç saat ders çalışacağım” düşüncesi insanın gözünde büyük bir görev oluştururken “kitabı açıp ilk soruya bakacağım” davranışı çok daha kolay başlatılır.

Uygulama niyeti araştırmalarının gündelik hayata çevrilebilecek tarafı tam olarak budur. Davranışın zamanı ve ilk adımı baştan belirlenir.

Telefon meselesi de motivasyon meselesi gibi görünür ama her zaman değildir

Masasının üzerinde bildirimleri açık telefon bulunan öğrenciden sürekli öz-kontrol beklemek de gereksiz bir mücadele yaratıyor.

“Telefonuna bakma.”

çok genel bir talimat.

“Ders başladığında telefon çalışma odasında olmayacak.”

ise çevresel bir düzenleme.

2010 yılında üniversite öğrencileriyle yapılan bir deneyde araştırmacılar, sınav kaygısı bulunan öğrencilerin dikkat dağıtıcı televizyon görüntüleri altında matematik soruları çözmesini inceledi. Dikkat dağıtıcı uyaranları görmezden gelmeye yönelik “eğer... o zaman...” planlarının, özellikle sınav kaygısı yükseldikçe faydalı olabildiği görüldü. Fakat her uygulama niyetinin aynı derecede işe yaramadığı, bazı plan türlerinin yüksek kaygılı öğrencilerde performansı kötüleştirebildiği de bulundu.

Bu ayrıntı önemli.

Psikolojide çoğu yöntemin doğru kullanımı vardır.

“Eğer zorlanırsam daha çok çalışacağım” gibi belirsiz bir cümle ile “Telefon bildirimi geldiğinde bakmayacağım, çalışma arası bitene kadar telefon başka odada kalacak” aynı plan değildir.

Motivasyon bazen çalışmanın başında değil, ortasında gelir

Bir öğrenciyle ilgili sık rastlanan bir sahne daha vardır.

Masaya isteksiz oturur.

İlk on dakika zor geçer.

Sonra bir soru yapar.

Ardından ikinci soru gelir.

Yarım saat sonra başlangıçtaki isteksizlik aynı şiddette değildir.

Bunun her zaman gerçekleşeceğini söylemek doğru olmaz. Fakat ders çalışmayı alışkanlık hâline getirmeye yönelik araştırmalar, davranış otomatikleştikçe motivasyon çatışmasının azalabildiğini gösteriyor.

Bu nedenle öğrencinin şu düşünceyi öğrenmesi yararlıdır:

“Çalışmak istememem, çalışamayacağım anlamına gelmez.”

İnsan duygusunu emirle değiştiremeyebilir.

Davranışını ise çoğu zaman daha fazla etkileyebilir.

Bugün matematik çalışma isteği gelmemiş olabilir. Bununla tartışmak yerine kitabı açıp ilk soruya başlanabilir.

Bazen motivasyon on dakika sonra gelir.

Bazen gelmez ama yine de 30 soru çözülür.

Bazen gerçekten verim alınmaz ve çalışma bırakılır.

Bunların üçü de hayatın içinde mümkündür.

Öğrencinin ihtiyacı sürekli gaza getirilmek değil

Motivasyon konuşmalarının en büyük yan etkilerinden biri öğrencide yanlış bir beklenti oluşturmasıdır.

Başarılı öğrenci her gün azimli, kararlı ve çalışmaya hevesliymiş gibi düşünülür.

Gerçek hayatta böyle insanlar pek yoktur.

Başarıyı uzun süre sürdürebilen insanların önemli bir avantajı, bazı davranışları günlük ruh hâllerinden mümkün olduğunca bağımsız hâle getirmeleridir.

Saat gelir.

Masaya oturulur.

Kitap açılır.

Başlangıç yapılır.

O gün iyi gidiyorsa çalışma uzar. Kötü gidiyorsa asgari görev tamamlanır. Gerçekten dinlenilmesi gereken bir günse dinlenilir ve ertesi gün programa dönülür.

Bu yaklaşım motivasyonu gereksiz saymaz.

Tam tersine, motivasyonu doğru yere koyar.

Motivasyon geldiğinde ondan yararlanılır. Gelmediğinde ise bütün düzen ona teslim edilmez.

Bir öğrencinin sınava hazırlanırken kazanabileceği belki de en kullanışlı becerilerden biri şudur: “Canım bugün çalışmak istemiyor” cümlesini bir durum tespiti olarak görmek.

Bir emir olarak değil.

Tamer Öztürk

Tamer Öztürk

2002 yılından itiraberen eğitimci olarak eğitim hayatında olup sosyal bilimler alanında yüksek lisansını 2004 yılında tamamlamıştır. Çeşitli danışmanlık ve koçluk alanlarında danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Tüm yazılarını gör →