İlişkiler • 5 dk okuma

ÇOCUKLAR İÇİN YÜRÜTÜLEN EVLİLİKLER ...

ÇOCUKLAR İÇİN YÜRÜTÜLEN EVLİLİKLER ...

Çocuk İçin Kalmak mı, Çocuğa İyi Gelen Bir Ev Kurmak mı?

Akşam yemeğinde görünürde kavga yoktur. Anne yalnızca gerekli cümleleri kurar, baba gözünü telefondan kaldırmaz. Tabaklar toplanırken bir bardak biraz sertçe tezgâha bırakılır. Çocuk, odasına gitmeden önce annesine yaklaşır:

“Ben bugün bir şey mi yaptım?”

Anne şaşırır. Çünkü tartışmanın çocukla hiçbir ilgisi yoktur. Fakat çocuklar evde konuşulanları duymasa bile ses tonunu, yüz ifadelerini, kapanan kapıları, uzun sessizlikleri ve iki yetişkin arasındaki görünmez gerilimi fark eder. Büyüklerin “O anlamıyor” dediği yerde çocuk çoğu zaman anlamadığını kendi üzerine alınarak tamamlar.

Sonra anne ile baba aynı cümleyi kurar: “Biz çocuklarımız için ayrılmıyoruz.”

İlk bakışta fedakârlık gibi duran bu söz, üzerinde dikkatle düşünülmediğinde çocuğun omzuna ağır bir yük bırakabilir. Çünkü çocuk için sürdürüldüğü söylenen her evlilik, gerçekten çocuğun yararına sürdürülmüyor olabilir. Bazen çocuk, evliliği ayakta tutan görünmez bir harca dönüştürülür. Yıllar sonra da ona, açıkça söylenmese bile, “Biz senin için katlandık” borcu çıkarılır.

Oysa asıl soru “Boşanmak mı, evli kalmak mı?” değildir. Asıl soru şudur:

“Bu evin içinde çocuğun kendisini güvende, sevilen ve çatışmadan sorumlu tutulmayan biri olarak hissedebileceği bir hayat kurulabiliyor mu?”

Çocuklar nikâh cüzdanını değil, evin iklimini yaşar

Bilimsel araştırmalar, çocukların ruh sağlığını yalnızca aile biçiminin belirlemediğini gösteriyor. Aynı evde iki ebeveynle yaşamak tek başına koruyucu olmadığı gibi, anne ve babanın ayrı evlerde yaşaması da tek başına psikolojik yıkım anlamına gelmiyor.

Yapılan değerlendirmelere göre ebeveyn ayrılığı, çocuklarda akademik güçlükler, davranış sorunları ve depresif belirtiler gibi bazı uyum problemleriyle ilişkilidir. Araştırmalarda riskin ortalama olarak 1,5 ila 2 kat arttığı görülmektedir. Ancak aynı çalışma, anne ve babası boşanan çocukların büyük bölümünün ciddi ve kalıcı bir psikolojik problem geliştirmeden uyum sağlayabildiğini de özellikle vurgular. Sonucu belirleyen unsurların başında ebeveynlik kalitesi, çatışmanın devam edip etmemesi, ekonomik koşullar ve çocuğun her iki ebeveynle kurduğu ilişkinin niteliği gelmektedir. Dolayısıyla boşanma, tek başına bir neden değil; birbiriyle bağlantılı birçok değişimin yaşandığı bir süreçtir

Yapılan çalışmalar çocuklar açısından belirleyici olanın yalnızca tartışmanın varlığı olmadığını ortaya koyuyor. Tartışmanın sıklığı, şiddeti, süresi, çocukla ilgili olup olmadığı ve nasıl sonuçlandığı çok daha önemlidir. Hakaret, tehdit, fiziksel saldırı, küçümseme ve bağırma kadar; günlerce konuşmamak, soğuk davranmak ve karşı tarafı sessizlikle cezalandırmak da çocukların duygusal ve davranışsal gelişimini olumsuz etkileyebilir. Sık, yoğun ve çözümsüz çatışmalar; kaygı, depresif belirtiler, saldırganlık, düşük benlik saygısı, uyku bozuklukları ve akademik güçlüklerle ilişkilidir.

Yani “Biz çocuğun yanında kavga etmiyoruz” cümlesi her zaman yeterli değildir. Anne mutfakta ağlıyor, baba salonda günlerce konuşmuyor, çocuk iki odanın arasında kimin yanına gitmesinin daha güvenli olduğunu hesaplıyorsa çatışma zaten çocuğun hayatına girmiştir.

Her tartışma çocuğa zarar vermez

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Sağlıklı aile, hiç tartışılmayan aile değildir. Çocukların anne ve babalarının her konuda aynı düşünmesini beklemek gerçekçi değildir. Hatta saygılı biçimde yürütülen ve çözüme ulaştırılan anlaşmazlıklar, çocuğa önemli yaşam becerileri kazandırabilir.

Deneysel çalışmalarda çocuklara yetişkinler arasındaki anlaşmazlıkları gösteren video kayıtları izletildi. Çatışmanın devam ettiği ya da sessiz bir gerilimle bırakıldığı sahneler çocuklarda daha olumsuz tepkiler oluşturdu. Özür, uzlaşma ve karşılıklı çözümle biten sahnelerde ise çocukların sıkıntısı belirgin biçimde azaldı. Kısmen çözülen çatışmaların etkisi de tamamen çözümsüz bırakılanlardan daha olumluydu.

Bu bulgu günlük hayat açısından son derece değerlidir. Çocuk, anne ve babasının tartışmasına tanık olduysa çözümün de var olduğunu görmelidir.

Örneğin baba sesini yükselttikten sonra odayı terk etmişse, iki saat sonra yalnızca sakinleşmesi yetmez. Çocuğun duyabileceği biçimde şu cümleyi kurabilmelidir:

“Az önce sesimi yükseltmem doğru değildi. Annenle aynı fikirde olmayabiliriz ama birbirimize kötü davranmadan konuşabiliriz. Bu konu seninle ilgili değil ve çözmek bizim sorumluluğumuz.”

Çocuğun ihtiyacı kusursuz anne baba değildir. Hata yaptığında sorumluluk alabilen, özür dileyebilen ve ilişkiyi onarabilen yetişkinlerdir.

235 ailenin üç ayrı zamanda değerlendirildiği boylamsal bir araştırmada, yapıcı çatışma biçimleri çocukların duygusal güvenliğiyle; bu güvenlik de sonraki yıllardaki yardımlaşma, paylaşma ve iş birliği gibi olumlu sosyal davranışlarla ilişkili bulundu. Yıkıcı çatışmalar ise duygusal güvenliği zedeleyen bir yol izliyordu. Bu çalışma, çocuğun yalnızca kavga görüp görmediğine değil, anlaşmazlığın nasıl yönetildiğine bakılması gerektiğini gösteriyor.

Çocuk için evliliği sürdürmenin olumlu tarafı ne zaman vardır?

Bir evlilikte şiddet, tehdit ve ağır bir baskı ortamı yoksa; eşler arasında hâlâ saygı, iş birliği ve değişme isteği bulunuyorsa evliliği hemen bitirmemek çocuğa ve yetişkinlere önemli bir fırsat verebilir.

Aynı evde kalmak çocuğun okulunun, arkadaş çevresinin, günlük düzeninin ve ekonomik koşullarının korunmasını sağlayabilir. Çocuk her iki ebeveynine de günlük olarak ulaşabilir. Hastalık, sınav dönemi, ergenlik sorunları ve ekonomik güçlükler gibi dönemlerde ebeveynler sorumluluğu birlikte taşıyabilir.

Daha önemlisi, eşler ilişkilerini gerçekten onarabiliyorsa çocuk yalnızca evliliğin sürmesine değil, sağlıklı bir ilişkinin yeniden kurulmasına tanık olur. Kırgınlıkların konuşulabildiğini, hataların düzeltilebildiğini ve sevginin yalnızca romantik sözlerden değil emek, sınır ve sorumluluktan oluştuğunu öğrenir.

Çift terapisini ele alan 58 çalışma ve 2.092 çiftin incelendiği bir meta-analizde terapinin ilişki doyumu üzerinde büyük düzeyde ortalama etki oluşturduğu; iletişim, duygusal yakınlık ve eş davranışlarında da anlamlı iyileşmeler sağladığı bildirildi. Bekleme listesindeki çiftlerde ise kendiliğinden anlamlı bir iyileşme görülmedi. Bu, her evliliğin mutlaka kurtulacağı anlamına gelmez. Fakat “Artık hiçbir şey değişmez” düşüncesinin de bilimsel bir kesinlik olmadığını gösterir.

Kısacası çocuk için kalmanın olumlu tarafı, yalnızca aynı çatının altında kalmakta değildir. Olumlu sonuç, o çatının altında yaşanan ilişkinin düzeltilmesinden doğar.

“Katlanmak” ile “onarım için çabalamak” aynı şey değildir

Bazı evliliklerde anne ve baba uzun yıllar aynı evde yaşar ama eş olmayı çoktan bırakmıştır. Birbirlerine dokunmaz, sohbet etmez, ortak karar alamaz ve çocuk dışında hiçbir konuda yan yana gelmezler. Dışarıdan bakıldığında aile dağılmamıştır. İçeride ise herkes yalnızdır.

Böyle bir evde büyüyen çocuk zamanla sevgiyi soğuklukla, sadakati mutsuzluğa katlanmakla, evliliği ise ihtiyaçların sürekli ertelenmesiyle eşleştirebilir. İleride kendi ilişkilerinde ya duygusal uzaklığı normal kabul eder ya da en küçük anlaşmazlığı ayrılık tehdidi olarak algılar.

Bir başka risk de anne ile babanın gerilimlerini çocuk üzerinden yürütmesidir:

“Babana söyle, bu hafta sonu seni geç getirmesin.”

“Annen yine kendi kafasına göre karar vermiş.”

“Sen olmasaydın ben bu evde bir dakika durmazdım.”

Bu cümleler çocuğu haberci, hakem ve sırdaş yapar. Psikolojide buna bazen üçgenleşme ya da sadakat çatışması denir. Çocuk bir ebeveynini sevdiğinde diğerine ihanet etmiş gibi hisseder.

632 yetişkin çocukla yapılan araştırmada, yüksek çatışmalı evliliklerde büyüyen çocukların anne ile baba arasında sıkışmış hissetme olasılığı daha yüksek bulunmuştur. Bu duygu, daha düşük öznel iyi oluş ve ebeveynlerle daha zayıf ilişkilerle bağlantılıdır. Dikkat çekici biçimde, düşük çatışmalı ve evliliği devam eden ailelerin çocuklarıyla boşanmış ailelerin çocukları arasında “arada kalma” bakımından otomatik bir fark bulunmamıştır. Belirleyici unsur, boşanmadan çok çocuğun yetişkin çatışmasının içine çekilmesidir.

Bu nedenle “Çocuğumuz için birlikteyiz” demek yerine şu soruya dürüstçe cevap vermek gerekir:

“Çocuğumuzu gerçekten koruyor muyuz, yoksa çözemediğimiz ilişkimizi onun üzerinden mi sürdürüyoruz?”

Yüksek çatışmalı evlilik ile düşük çatışmalı evlilik aynı değildir

Yapılan araştırmada, bu tartışmanın en önemli sonuçlarından birini ortaya koydu. Düşük çatışmalı bir evliliğin sona ermesi çocuklar açısından daha olumsuz sonuçlarla ilişkiliyken, yüksek çatışmalı bir evliliğin sona ermesi bazı çocuklar için rahatlatıcı sonuçlar doğurabiliyordu.

Çünkü düşük çatışmalı bir ailede çocuk açısından ayrılık beklenmedik bir kırılmadır. Çocuk, “Her şey yolundaydı, neden ailemiz dağıldı?” sorusuna cevap bulmakta zorlanabilir. Yüksek çatışmalı bir evde ise ayrılık, her gece yaşanan bağırışın, tehdidin ya da sessiz savaşın sona ermesi anlamına gelebilir.

Ancak bu araştırma “Yüksek çatışma varsa mutlaka boşanın” biçiminde okunmamalıdır. Nüfus düzeyinde elde edilen ortalama sonuçlar, tek bir aile hakkında otomatik karar vermez. Her ailenin şiddet düzeyi, ekonomik koşulları, ebeveynlerin ruh sağlığı, sosyal desteği ve çocukların ihtiyaçları farklıdır. Bilim burada hüküm vermekten çok bir risk haritası sunar.

Evliliği sürdürmek isteyenler ne yapmalı?

Öncelikle “çocuk için katlanmak” gibi sınırı ve hedefi belirsiz bir karar yerine, ölçülebilir bir onarım süreci başlatılmalıdır. “Bir süre daha deneyelim” demek yeterli değildir. Neyin değişmesi gerektiği açıkça belirlenmelidir:

Hakaret bitecek mi? Günlerce süren küslük sona erecek mi? Ev ve çocuk sorumlulukları yeniden paylaşılacak mı? Haftada en az bir kez telefonsuz konuşma yapılacak mı? Çift terapisine düzenli devam edilecek mi? Birkaç ay sonra gelişme olup olmadığı hangi ölçütlerle değerlendirilecek?

Örneğin eşler her pazar çocuklar uyuduktan sonra otuz dakikalık bir görüşme yapabilir. Bu görüşmede eski defterlerin tamamı açılmaz. O haftanın tek bir sorunu konuşulur. “Sen zaten hep böylesin” yerine, “Bu hafta üç akşam eve haber vermeden geç gelmen beni yalnız ve değersiz hissettirdi” denir. Görüşmenin sonunda sonraki hafta için somut bir davranış belirlenir.

Tartışma sırasında kontrol kayboluyorsa taraflardan biri konuşmayı durdurabilir. Ancak “Ben seninle konuşmuyorum” diyerek günlerce süren bir cezaya dönüştürmemelidir. Daha sağlıklı cümle şudur:

“Şu anda sakin konuşamıyorum. Yarım saat ara verelim ve saat dokuzda bu konuya dönelim.”

Çocuk tartışmayı gördüyse, tartışmanın kendisi gibi onarım da görünür olmalıdır. Anne ile babanın çocuğun önünde yapay bir mutluluk gösterisi sergilemesine gerek yoktur. Şu kısa açıklama yeterlidir:

“Bir konuda anlaşamadık ve ikimiz de gerildik. Bu senin hatan değil. Sorunu çözmek bizim işimiz. Birbirimize zarar vermeden konuşacağız.”

Ayrılık kararı verildiğinde çocuk nasıl korunur?

Ayrılık gerçekleşecekse yapılması gereken, evliliği bitirirken ebeveynliği de bitirmemektir. Çocuğa karar mümkünse birlikte, sakin ve kısa cümlelerle açıklanmalıdır:

“Biz artık aynı evde yaşamamaya karar verdik. Bu karar senin davranışların yüzünden alınmadı. İkimiz de seni seviyoruz ve anne baban olmaya devam edeceğiz.”

Çocuğa yetişkin ilişkisinin ayrıntıları anlatılmamalıdır. Aldatma, cinsel yaşam, ekonomik anlaşmazlıklar ya da aile büyükleriyle yaşanan kavgalar çocuğun taşıyabileceği bilgiler değildir. Çocuk gerçeği bilmelidir ama yetişkin sırlarının emanetçisi yapılmamalıdır.

“Nerede yaşamak istersin, anneni mi babanı mı seçiyorsun?” sorusu da çocuğa sorulmamalıdır. Çocuğun günlük düzen, okul ve görüşme saatleri konusundaki düşünceleri dinlenebilir; ancak ailenin geleceğine ilişkin nihai kararın sorumluluğu ona yüklenemez.

Ayrılıktan sonra günlük düzen mümkün olduğunca öngörülebilir tutulmalıdır. Hangi gün kiminle kalacağı, okuldan kimin alacağı ve tatillerin nasıl paylaşılacağı önceden belirlenmelidir. Çocuk bir evden diğerine geçtiğinde sorguya çekilmemelidir:

“Babanın evine kim geldi?”

“Annen benim hakkımda ne söyledi?”

“Orada mı daha mutlusun, burada mı?”

Bunların yerine “Hafta sonun nasıl geçti?” demek ve çocuk anlatmak istemiyorsa zorlamamak gerekir.

Boşanmış ailelerle yapılan 115 örneklem ve toplam 24.854 katılımcıyı kapsayan meta-analiz, ayrılık sonrasındaki ebeveyn çatışmasıyla çocukların uyum sorunları arasındaki ilişkinin küçük ama tutarlı olduğunu göstermiştir. Ebeveyn desteği, sıcaklık, tutarlı sınırlar ve çocuğun yetişkin rollerini üstlenmemesi bu bağlantının önemli parçalarıdır. Başka bir ifadeyle çocuğu koruyan şey yalnızca mahkeme kararının içeriği değil, karar sonrasında sürdürülen ebeveynlik biçimidir.

Üstelik doğru destek gerçekten işe yarayabilir. Yapılan bir araştırmaya 9-12 yaşlarında çocuğu bulunan 240 boşanmış aile katıldı. On beş yıllık takipte programa katılan gruptaki çocukların genç yetişkinlik döneminde içselleştirme bozukluğu yaşama oranı yüzde 15,52 iken karşılaştırma grubunda yüzde 34,62 olarak bulundu. Son dokuz yıllık döneme bakıldığında oranlar yüzde 7,55 ve yüzde 24,4’tü. Bu sonuç her ailede aynı etkinin görüleceğini kanıtlamaz; fakat boşanma sonrasında nitelikli ebeveynlik desteğinin uzun vadeli fark oluşturabileceğini gösterir.

Şiddet varsa konu artık evliliği kurtarmak değildir

Fiziksel ya da cinsel şiddet, tehdit, takip, ağır psikolojik baskı, ekonomik kontrol veya çocuk istismarı bulunan ilişkiler diğer evlilik anlaşmazlıklarıyla aynı biçimde ele alınamaz. Böyle bir durumda “Çocuk için biraz daha sabretmek” çocuğu korumak değil, şiddete maruz kalma süresini uzatmak olabilir.

Şiddetin bulunduğu ilişkilerde güvenlik değerlendirmesi yapılmadan ortak çift terapisine başlamak da her zaman uygun değildir. Öncelik güvenli bir yere ulaşmak, bireysel profesyonel destek almak ve gerekli hukuki koruma yollarına başvurmaktır. Acil tehlikede 112’ye; danışmanlık ve sosyal destek için Alo 183’e, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerine ve ilgili sosyal hizmet birimlerine başvurulabilir.

Çocuğun verdiği işaretleri küçümsememek gerekir

Çocuklar aile içindeki gerilimi her zaman konuşarak anlatmaz. Küçük çocuklarda yeniden alt ıslatma, parmak emme, anne veya babadan ayrılamama ve sık ağlama görülebilir. Okul çağındaki çocuklarda karın ağrısı, baş ağrısı, uyku bozukluğu, ders başarısında düşme, öfke patlamaları ya da aşırı uslu davranma dikkat çekebilir. Ergenler ise eve geç gelme, içine kapanma, riskli davranışlar, yoğun öfke veya “Beni ilgilendirmiyor” görüntüsüyle karşılık verebilir.

Özellikle evde herkesin ruh hâlini takip eden, küçük kardeşlerini korumaya çalışan, anne veya babasını teselli etmeyi görev edinen çocuklara dikkat edilmelidir. Bu çocuklar dışarıdan olgun görünür. Oysa çoğu zaman yaşlarından büyük bir sorumluluk taşırlar.

Belirtiler uzun sürüyor, çocuğun okulunu, uykusunu, arkadaşlıklarını veya günlük yaşamını etkiliyorsa çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışan bir uzmandan destek alınmalıdır. Çocuğu uzmana götürmek kadar, çatışmayı üreten yetişkinlerin de kendi davranışları üzerinde çalışması gerekir. Çocuğu “düzeltmeye” çalışıp evdeki gerilimi aynen sürdürmek, duman alarmının sesini kapatıp yangını görmezden gelmeye benzer.

Son söz

Çocukların ihtiyacı, anne ve babalarının ne pahasına olursa olsun aynı evde kalması değildir. Onların ihtiyacı güvenlik, sevgi, düzen, dürüstlük ve yetişkin sorumluluğudur.

Bazı ailelerde çocuk için yapılabilecek en iyi şey, evliliği gerçekten onarmaktır. Bazılarında ise saygılı, planlı ve düşük çatışmalı bir ayrılık, aynı evde süren yıllarca düşmanlıktan daha sağlıklıdır. En zararlı seçeneklerden biri, evliliğin bütün yükünü çocuğun varlığına bağlamak ve sonra bu fedakârlığın bedelini ona hissettirmektir.

Bir çocuğa verilecek en güçlü güvence “Biz asla ayrılmayacağız” sözü değildir. Çünkü yetişkinler geleceği her zaman kontrol edemez. Daha gerçekçi ve koruyucu söz şudur:

“Ne yaşarsak yaşayalım, seni kavgamızın ortasında bırakmayacağız. Bizim sorunlarımızı çözmek senin görevin olmayacak. Sevildiğini ve güvende olduğunu bilerek büyümen için yetişkin sorumluluğunu biz taşıyacağız.”

Çocuk için yürütülen evlilik, yalnızca yürüyorsa değil, çocuğa iyi gelen bir yöne doğru yürüyorsa anlamlıdır.

 

Tamer Öztürk

Tamer Öztürk

2002 yılından itiraberen eğitimci olarak eğitim hayatında olup sosyal bilimler alanında yüksek lisansını 2004 yılında tamamlamıştır. Çeşitli danışmanlık ve koçluk alanlarında danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Tüm yazılarını gör →