Eğitim • 5 dk okuma

YKS VE LGS ÖĞRENCİLERİNE AİLELERİ NASIL DAVRANMALI?

YKS VE LGS ÖĞRENCİLERİNE AİLELERİ NASIL DAVRANMALI?

Sınava Çocuk mu Hazırlanıyor, Bütün Ev mi?

Bir pazar sabahı düşünün. Öğrenci kahvaltı masasına oturuyor. Annesinin ilk sorusu, “Dünkü denemede kaç net yaptın?” oluyor. Baba hemen telefondan geçen yılın taban puanlarını açıyor. Birkaç dakika sonra matematikteki yanlışlar, komşunun çocuğunun başarısı ve kazanılması gereken okul konuşulmaya başlanıyor. Kimse çocuğun nasıl uyuduğunu, deneme sırasında ne yaşadığını ya da son günlerde kendisini nasıl hissettiğini sormuyor.

Aile aslında ilgileniyor. Üstelik bütün bunları çocuğunun geleceğini düşündüğü için yapıyor. Fakat iyi niyetle verilen mesaj, öğrenci tarafından bazen şöyle tercüme ediliyor: “Bu evde benim nasıl olduğumdan çok, kaç net yaptığım merak ediliyor.”

LGS ve YKS gibi sonucu önemsenen sınavlar yalnızca öğrenciyi değil, bütün aileyi etkiliyor. Evin gündemi, yemek saatleri, hafta sonu programları, hatta akraba ziyaretleri bile sınava göre düzenleniyor. Bu süreçte aile, öğrencinin en güçlü dayanağı da olabilir, kaygısını büyüten görünmez bir baskı kaynağı da. Aradaki fark, ailenin sürece ne kadar katıldığıyla değil, nasıl katıldığıyla ortaya çıkıyor.

İlgi göstermek başka, çocuğun alanını işgal etmek başka

Aile katılımının öğrenci başarısıyla genel olarak olumlu bir ilişkisi var. Ancak bilimsel araştırmaların gösterdiği asıl mesele, katılımın miktarı değil niteliğidir. 2022 yılında yayımlanan, 23 meta-analiz ile toplam 1.177 araştırmayı bir araya getiren geniş kapsamlı bir incelemede aile katılımının başarıyla küçük ama olumlu bir ilişki gösterdiği belirlendi. Buna karşılık doğrudan ödevlere müdahale edilmesinin belirgin bir yararı bulunmadı. En güçlü ilişki, ailelerin çocuklarının geleceğine dair gerçekçi beklentileri ve eğitime verdikleri değerle görüldü.

Bu sonuç bize önemli bir ayrımı hatırlatıyor: Beklenti başka, baskı başkadır.

“Çalışırsan ilerleyebileceğine inanıyorum” demek beklentidir. “Bu puanı alamazsan bizi çok üzersin” demek ise çocuğa akademik değil, duygusal bir borç yüklemektir. “İstersen programını birlikte gözden geçirebiliriz” demek destektir. “Bugün kaç soru çözdüğünü hemen göster” demek denetimdir.

Matematik ödevleri üzerinden yapılan ve 16.338 öğrenciyi kapsayan 2023 tarihli bir meta-analiz, destekleyici aile katılımı ile matematik başarısı arasında küçük bir olumlu ilişki buldu. Müdahaleci ve kontrolcü katılım ise başarıyla daha belirgin biçimde olumsuz ilişkiliydi. Üstelik bu olumsuz ilişki sınıf seviyesi yükseldikçe güçleniyordu. Araştırmadaki korelasyon ilkokul grubunda -0,093 iken ortaokulda -0,228’e, lise grubunda ise -0,360’a çıkıyordu. Bunlar tek başına neden-sonuç kanıtı değildir, fakat öğrencinin yaşı büyüdükçe kontrolcü müdahaleye daha sert tepki verebildiğini gösteren dikkat çekici verilerdir.

Çocuğunun başında bekleyerek ona soru çözdüren, yanlış yaptığında kalemi elinden alan ve her çalışma arasını denetleyen bir ebeveyn, kısa vadede masada geçirilen süreyi artırabilir. Fakat uzun vadede öğrencinin kendi kendini yönetme becerisini zayıflatabilir. Öğrenci, “Ben çalışmalıyım” yerine “Annem söylemeden çalışamıyorum” düşüncesine alışır. Aile odadan çekildiğinde çalışma düzeni de dağılır.

LGS öğrencisiyle YKS öğrencisine aynı şekilde davranılmaz

LGS’ye hazırlanan öğrenci çoğunlukla erken ergenlik dönemindedir. Planlama, zamanı yönetme ve duygularını düzenleme becerileri gelişmeye devam eder. Bu nedenle daha görünür bir düzene ihtiyaç duyabilir. Fakat düzen kurmak, çocuğun bütün kararlarını elinden almak anlamına gelmez.

Örneğin aile, “Akşam yedi ile dokuz arasını çalışma zamanı olarak belirleyelim. Derslerin sırasına sen karar ver” diyebilir. Böylece sınır aile tarafından oluşturulur, sınırın içindeki tercih öğrenciye bırakılır. Telefonun çalışma sırasında başka bir odada tutulması kararlaştırılabilir, fakat bu karar ani bir cezayla değil, önceden konuşulmuş bir aile anlaşmasıyla uygulanmalıdır.

YKS öğrencisi ise yetişkinliğin eşiğindedir. Hangi mesleği ve üniversiteyi istediğini düşünmesi, kendi çalışma düzeninin sorumluluğunu üstlenmesi gerekir. Ailenin her akşam soru sayısı sorması, deneme sonuçlarını öğretmenden önce incelemesi ve öğrencinin programını habersizce değiştirmesi bu yaşta daha fazla çatışma doğurabilir.

YKS öğrencisiyle günlük sorgulama yerine haftalık değerlendirme daha sağlıklıdır. Pazar akşamı yirmi dakikalık bir konuşma yapılabilir:

“Bu hafta ne iyi gitti?”

“En çok nerede zorlandın?”

“Gelecek hafta neyi değiştirmek istiyorsun?”

“Bizden istediğin somut bir destek var mı?”

Bu dört soru, “Kaç saat çalıştın?” sorgusundan daha fazla bilgi verir. Aynı zamanda sorumluluğu öğrencide bırakır.

Ailelerin özerklik desteği üzerine yapılan 36 araştırmalık meta-analiz, öğrencinin yaşına uygun seçim yapmasına izin veren aile tutumunun akademik başarı, içsel motivasyon, psikolojik sağlık, yeterlilik duygusu ve okula bağlılıkla olumlu ilişkili olduğunu gösteriyor. Buradaki özerklik, çocuğu kendi hâline bırakmak değildir. Özerklik desteği, kuralların gerekçesini açıklamak, öğrenciyi dinlemek ve mümkün olan konularda gerçek seçim hakkı tanımaktır.

Kaygıyı sıfırlamak değil, yönetilebilir hâle getirmek gerekir

Sınav kaygısının tamamen ortadan kaldırılması ne mümkündür ne de gereklidir. Bir miktar heyecan öğrencinin dikkatini toplamasına ve sınava hazırlanmasına yardım edebilir. Sorun, kaygının öğrencinin düşünme alanını işgal etmesiyle başlar.

Sınav kaygısı üzerine 1988 sonrasındaki 238 araştırmayı bir araya getiren 30 yıllık meta-analitik inceleme, kaygının standart sınavlar, üniversiteye giriş sınavları ve okul notlarıyla küçük ile orta düzey arasında olumsuz ilişki gösterdiğini ortaya koydu. Olumsuz ilişkinin özellikle ortaokul döneminde daha belirgin olması, LGS öğrencilerinin aile diline karşı neden daha hassas olabileceğini de açıklıyor. Araştırmada sınava yüklenen sonuçların büyüklüğü ve sınavın çok zor algılanması da daha yüksek kaygıyla ilişkiliydi.

Aile, her deneme sonrasında “Bu gidişle istediğin okul gelmez” dediğinde yalnızca sonucu yorumlamaz. Çocuğun zihninde bir sonraki denemenin bedelini büyütür. Öğrenci artık soruyu çözmenin yanında ailesini hayal kırıklığına uğratmamakla da uğraşır. Kaygılı düşünceler çalışma belleğinin sınırlı kapasitesinden pay aldığında, öğrenci bildiği bir soruda bile işlem hatası yapabilir.

Bu nedenle “Heyecanlanma”, “Korkacak bir şey yok” ya da “Rahat ol” gibi sözler çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü öğrenci zaten rahat olamadığı için zorlanmaktadır. Daha yararlı bir cümle şudur:

“Kalbinin hızlı çarpması, bedeninin önemli bir işe hazırlandığını gösteriyor. Bu duygu tehlike değil, hazırlık belirtisi olabilir.”

Nitekim 93 öğrencinin rastgele gruplara ayrıldığı bir sınıf deneyinde, stres belirtilerini faydalı bir hazırlık tepkisi olarak değerlendirmeyi öğrenen öğrencilerin matematik sınavı kaygısı azaldı ve performansları kontrol grubuna göre yükseldi. Buradaki amaç kaygıyı inkâr etmek değil, kaygıya verilen anlamı değiştirmekti.

Kaygısı yüksek öğrenciler için uygulanabilecek başka bir yöntem de denemeden önce on dakika boyunca aklından geçen endişeleri yazmaktır. Ramirez ve Beilock’un laboratuvar çalışmaları ile iki okul deneyinde, sınavdan hemen önce kaygılarını yazan öğrenciler özellikle yüksek sınav kaygısı yaşadıklarında daha iyi sonuç aldı. Dokuzuncu sınıf öğrencileriyle yapılan bölümde, kaygısı yüksek öğrencilerin sınav başarısında kontrol grubuna göre yaklaşık yüzde 6’lık bir fark görüldü. Bu yöntem mucize değildir ve her öğrencide aynı sonucu vermeyebilir. Fakat “Kaygını düşünme” demekten daha somut bir araçtır.

Övgünün bile adresi doğru olmalı

Aileler çoğu zaman çocuklarını motive etmek için “Sen çok zekisin”, “İstersen herkesi geçersin” veya “Bizim aileden zaten başarısız çıkmaz” gibi cümleler kurar. İlk anda olumlu görünen bu sözler, öğrencinin hata yapma korkusunu artırabilir.

Mueller ve Dweck’in beşinci sınıf öğrencileriyle yürüttüğü altı deneyde, zekâsı övülen çocukların öğrenmekten çok başarılı görünmeye yöneldiği, zorlanma sonrasında daha az ısrar gösterdiği ve başarısızlığı yetenek eksikliğiyle açıklamaya daha yatkın olduğu görüldü. Çabası övülen öğrenciler ise hatadan sonra daha dayanıklı davranıyordu.

Ancak burada da yalnızca “Çok çalıştın” demek yeterli değildir. Öğrenci gerçekten etkisiz bir yöntemle saatler geçirmiş olabilir. En yararlı geri bildirim, süreç ve strateji hakkında olandır:

“Yanlışlarını konularına göre ayırman işe yaramış.”

“Bu hafta kısa ama düzenli tekrar yaptığın için bilgileri daha iyi hatırladın.”

“Denemede süre yetişmemiş. Bilgi eksiğiyle zaman yönetimini ayrı ayrı inceleyelim.”

Böyle bir dil, başarıyı değişmez bir zekâya değil, geliştirilebilir davranışlara bağlar.

Uykudan çalınan saat, başarıya eklenmiş saat değildir

Sınav dönemindeki en yaygın yanlışlardan biri, uykunun çalışmanın rakibi gibi görülmesidir. Gece geç saate kadar çalışan öğrenci fedakâr, erken yatan öğrenci ise yeterince hırslı değilmiş gibi değerlendirilir.

Amerikan Uyku Tıbbı Akademisinin uzman uzlaşısına göre 13-18 yaş arasındaki gençlerin düzenli olarak günde 8-10 saat uyuması gerekir. Elbette bireysel farklılıklar vardır, fakat birkaç saatlik uyku kaybını kahveyle ve hafta sonu uykusuyla sürekli kapatmaya çalışmak sağlıklı bir strateji değildir.

Yaşları 15 ile 19 arasında değişen 56 başarılı lise öğrencisiyle gerçekleştirilen kontrollü uyku araştırmasında, öğrencilerin bir bölümü yedi gece boyunca beş saatlik, diğer bölümü dokuz saatlik uyku fırsatına sahipti. Beş saatlik grupta sürdürülen dikkat, çalışma belleği ve yönetici işlevler giderek kötüleşti; uykululuk arttı ve olumlu duygu durumu azaldı. Bazı dikkat göstergeleri iki gecelik toparlanma uykusundan sonra bile başlangıç düzeyine dönmedi.

Dolayısıyla gece saat 00.30’da çocuğuna “Bir test daha çöz” diyen ebeveyn, farkında olmadan ertesi günkü dikkatinden borç alıyor olabilir. Bazen yapılabilecek en akademik yardım, çalışma masasının lambasını söndürmektir.

Aynı durum hareket için de geçerlidir. “Sınav senesi, spora ara ver” düşüncesi her zaman doğru değildir. Fiziksel egzersizi inceleyen 21 kontrollü araştırmanın yer aldığı 2025 tarihli meta-analizde, egzersizin ergenlerde dikkat, çalışma belleği, bilişsel esneklik ve dürtü kontrolü üzerinde olumlu etkileri bulundu. Araştırmaların örneklem ve yöntem farklılıkları nedeniyle sonuçları dikkatle yorumlamak gerekir. Yine de çocuğun haftada birkaç kez yürüyüşe çıkması veya sevdiği bir sporu ölçülü biçimde sürdürmesi zaman kaybı değildir.

Ev, ikinci bir dershaneye dönüştürülmemeli

Sınav yılında evde bazı düzenlemeler yapılması olumludur. Gürültünün azaltılması, öğrencinin çalışma alanına saygı gösterilmesi, yemek ve uyku saatlerinin mümkün olduğunca düzenlenmesi öğrencinin zihinsel yükünü hafifletir. Fakat evin bütün duvarlarına sınav takvimi asmak, her yemeği net konuşmasına çevirmek ve kardeşlerden sürekli sessiz olmalarını istemek, aile hayatını tek bir sınavın hizmetine sokar.

Sağlıklı ev düzeninde sınavın konuşulmadığı zamanlar da bulunmalıdır. Örneğin akşam yemeklerinde net, puan ve sıralama konuşulmaması aile kuralı hâline getirilebilir. Haftada bir akşam film izlemek, birlikte yürümek veya yalnızca gündelik meselelerden söz etmek öğrencinin hedeften uzaklaştığı anlamına gelmez. İnsan zihni sürekli yüksek alarm hâlinde verimli çalışamaz.

Telefon konusunda da yalnızca öğrenciye kural koymak genellikle çatışma üretir. Çocuğa “Telefonunu bırak” diyen ebeveyn bütün akşam ekrana bakıyorsa, verilen mesaj inandırıcılığını kaybeder. Bunun yerine çalışma saatinde telefonların ortak bir yerde bırakıldığı, aile bireylerinin de mümkün olduğunca uyduğu bir düzen kurulabilir. Böylece uygulama cezadan çok ev alışkanlığına dönüşür.

Düşük gelen bir deneme sonucunda yapılacak ilk şey hesap sormak değildir. Öğrenci eve geldiğinde yüzünden moralinin bozuk olduğu anlaşılıyorsa, sonuç konuşması birkaç saat ertelenebilir. Daha sonra yanlışlar üç gruba ayrılabilir: Bilgi eksikleri, dikkat hataları ve zaman yönetimi sorunları. “Neden böyle oldu?” sorusu çoğu zaman suçlayıcı duyulur. “Bu sonucun içinde değiştirebileceğin hangi parçalar var?” sorusu ise çözüm aramaya çağırır.

Kıyaslama da bırakılması gereken alışkanlıklardan biridir. “Kuzenin senden daha az çalışıp daha yüksek yaptı” cümlesinin öğretici hiçbir tarafı yoktur. Öğrenciyi başkasıyla değil, kendi önceki performansıyla karşılaştırmak gerekir. Türkçe neti 14’ten 17’ye çıkmışsa bu ilerlemedir. Matematik neti düşmüşse mesele öğrencinin karakteri değil, hangi konularda ve hangi koşullarda zorlandığıdır.

Ailenin kendi kaygısını yönetmesi gerekir

Bazen evdeki en kaygılı kişi öğrenci değil, anne veya babadır. Ebeveyn kendi korkusunu denetim yoluyla yatıştırmaya çalışır. Sürekli ders programı sormak, yeni kaynak satın almak, her deneme için sıralama hesabı yapmak veya öğretmeni sık sık aramak, çocuğun ihtiyacından çok ebeveynin belirsizliğe tahammül edememesiyle ilgili olabilir.

Bu noktada anne ve babanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Şu anda yaptığım şey çocuğuma mı yardımcı oluyor, yoksa yalnızca benim kaygımı mı kısa süreliğine azaltıyor?”

2026 yılında yayımlanan ve 4.714 genci 15 yaşından genç yetişkinliğe kadar izleyen uzunlamasına bir araştırmada, 15 yaşındaki akademik baskı düzeyi daha sonraki depresif belirtiler ve kendine zarar verme davranışlarıyla ilişkili bulundu. Akademik baskı ölçeğindeki her bir puanlık artış, sonraki yıllarda kendine zarar verme olasılığında yüzde 8’lik artışla ilişkiliydi. Çalışma tek başına baskının bu sonuçlara doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor. Bununla birlikte kronik akademik baskının “Çocuğu biraz daha çalıştırır, başka zararı olmaz” diye küçümsenemeyeceğini gösteriyor.

Sürekli uykusuzluk, tekrarlayan panik belirtileri, belirgin iştah değişiklikleri, ders çalışamayacak ölçüde yoğun korku, okula gitmek istememe, sık ağlama, umutsuzluk veya kendine zarar vermeyle ilgili ifadeler yalnızca “sınav stresi” denilerek geçiştirilmemelidir. Böyle bir durumda okul rehberlik servisiyle görüşmek ve gerektiğinde çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışan bir psikolog ya da psikiyatristten destek almak gerekir.

Çocuğa verilecek en doğru mesaj

LGS ve YKS önemlidir. Çocuklara “Bu sınavın hiçbir önemi yok” demek inandırıcı değildir. Fakat sınavın önemli olması, çocuğun bütün değerinin sınav sonucuna bağlanmasını gerektirmez. Sağlıklı aile, sınavın gerçekliğini kabul ederken hayatın sınavdan ibaret olmadığını da davranışlarıyla gösterir.

İyi aile desteği; sıcaklık, makul sınırlar ve özerklikten oluşur. Sıcaklık olmadan sınır baskıya, sınır olmadan sıcaklık belirsizliğe, özerklik olmadan destek ise bağımlılığa dönüşebilir.

Bir öğrencinin ailesinden duymaya en çok ihtiyaç duyduğu cümle belki de şudur:

“Bu sınav önemli ve elinden geleni yapmanı bekliyoruz. Fakat hiçbir puan senin bize karşı değerini değiştirmeyecek. Çalışma planının sorumluluğu sende, ihtiyaç duyduğunda biz yanındayız.”

Çünkü sınav günü öğrenci salona tek başına girer. Ailenin asıl görevi onun yerine soruları çözmek değil, o kapıdan kendi ayakları üzerinde girebilecek kadar güçlü kalmasına yardımcı olmaktır.

 

                                                                                                           BİLUR ASKERZADE

                                                                                                                                        PSİKOLOJİK DANIŞMAN

 

 

Bilur ASKERZADE

Bilur ASKERZADE

PSİKOLOJİK REHBER VE DANIŞMAN

Tüm yazılarını gör →