YKS’ye Çalışmak: Saat Biriktirmek Değil, Öğrenmeyi Yönetmek
Akşam saat on bir... Bir öğrenci masasının başında altıncı saatini dolduruyor. Kitabın neredeyse her satırı fosforlu kalemle işaretlenmiş. Defter düzenli, masa fotoğraf çekilecek kadar güzel. Fakat kitabı kapatıp “Bu konudan yarın beş soru gelse kaçını çözebilirsin?” diye sorduğunuzda tereddüt ediyor.
Bir başka öğrenci ise o gün iki buçuk saat çalışmış. Önce konuyu öğrenmiş, ardından kitabı kapatarak hatırladıklarını yazmış, yirmi soru çözmüş, yanlışlarını sınıflandırmış ve iki gün sonra yeniden çözmek üzere işaretlemiş. Görüntüye bakılırsa birinci öğrenci daha çok çalışmıştır. Öğrenme bilimine bakılırsa ikinci öğrenci daha verimli bir gün geçirmiştir.
YKS hazırlığında en sık sorulan soru “Günde kaç saat çalışmalıyım?” sorusudur. Oysa doğru soru şudur: “Çalıştığım bilginin gerçekten öğrenilip öğrenilmediğini nasıl anlayacağım?”
Çünkü sınavı kazandıran, masada geçirilen toplam süre değil; o süre içinde kurulan öğrenme, hatırlama, uygulama ve geri bildirim döngüsüdür.
Bu yaşın meselesi yalnızca ders değildir
YKS’ye ilk kez giren adayların büyük bölümü 17-19 yaş aralığındadır. Bu dönem, yalnızca akademik bilgilerin değil, kimliğin, bağımsızlık isteğinin, meslek seçiminin ve gelecek tasavvurunun da şekillendiği bir dönemdir. Genç, bir taraftan “Nasıl bir hayat istiyorum?” sorusuna cevap ararken diğer taraftan çevresinden sürekli “Kaç net yaptın, hangi bölümü kazanacaksın?” sorularını duyar.
Bu nedenle düşük gelen bir deneme sonucu, yetişkinlerin düşündüğü gibi yalnızca birkaç soruluk kayıp olarak yaşanmayabilir. Genç bunu bazen “Ben yetersizim”, “Ailemi hayal kırıklığına uğratacağım” veya “Arkadaşlarım benden daha ileride” biçiminde yorumlayabilir. Sorun net sayısından çıkıp kişilik değerlendirmesine dönüşür.
Dört farklı veri grubundaki 10.766 kişiyi inceleyen geniş kapsamlı bir çalışma, planlama, dikkati sürdürme ve davranışı denetleme gibi yürütücü işlevlerin çocukluktan ergenliğe hızla geliştiğini, ortalama olarak 18-20 yaş dolaylarında yetişkin düzeylerinde istikrar kazandığını gösteriyor. Bu bulgu “Gençler plan yapamaz” anlamına gelmez. Tam tersine, planın zihinde tutulmak yerine takvim, kontrol listesi ve çalışma rutini gibi dış araçlarla görünür hâle getirilmesinin neden yararlı olduğunu açıklar. Üstelik bireysel gelişim hızları birbirinden farklıdır. Yürütücü işlevlerin gelişimini inceleyen araştırma
Bu yaş grubunda bağımsızlık ihtiyacı da güçlüdür. Dolayısıyla öğrenciye hiçbir söz hakkı bırakmadan hazırlanan programlar kısa süreli itaat sağlayabilir, fakat uzun süreli sorumluluk üretmeyebilir. 144 araştırma ve 79 binden fazla öğrenciyi kapsayan bir meta-analizde, öğrencinin kendisini yeterli hissetmesinin, seçim yapabilmesinin ve çevresiyle sağlıklı bağ kurmasının daha özerk bir öğrenme motivasyonuyla ilişkili olduğu görüldü. Bu üç ihtiyaç içinde yeterlik duygusu en güçlü belirleyici olarak öne çıktı. Öğrenci motivasyonu meta-analizi
Bunun günlük hayattaki karşılığı açıktır: “Sen anlamıyorsun, ben sana program yaptım” denilen bir öğrenciyle, “Hedefimiz belli, haftanın çalışma saatlerini birlikte yerleştirelim; hangi dersten başlayacağına sen karar ver” denilen öğrenci aynı psikolojik konumda değildir. İkinci öğrenci programın nesnesi değil, öznesidir.
Çalışıyor görünmek ile öğrenmek aynı şey değildir
Bir konuyu tekrar tekrar okumak, insanda güçlü bir öğrenmişlik hissi oluşturur. Sayfa tanıdık gelir, cümlelerin devamı tahmin edilir. Fakat tanıdıklık, bilgiyi yardımsız biçimde hatırlayabilmek değildir.
Dunlosky ve arkadaşlarının on farklı çalışma tekniğini değerlendirdiği kapsamlı incelemede, kendi kendine test yapma ve çalışmayı zamana yayma yüksek yararlı teknikler arasında gösterildi. Tekrar okuma ve altını çizme ise tek başına kullanıldığında daha düşük yarar düzeyinde kaldı. Bu, not çıkarmanın veya önemli yerleri işaretlemenin bütünüyle gereksiz olduğu anlamına gelmez. Sorun, öğrencinin bunları öğrenmenin kendisi sanmasıdır. Etkili öğrenme teknikleri incelemesi
Roediger ve Karpicke’nin klasik deneyinde öğrenciler, okudukları metni yeniden çalışanlar ve kitaba bakmadan hatırlamaya çalışanlar olarak ayrıldı. Beş dakika sonra yapılan sınavda yeniden okuyanlar yüzde 81, hatırlama alıştırması yapanlar yüzde 75 düzeyinde başarı gösterdi. Fakat iki gün sonra durum tersine döndü: Hatırlama alıştırması yapanlar yüzde 68, yeniden okuyanlar yüzde 54 düzeyinde kaldı. Bir hafta sonra oranlar yüzde 56’ya karşı yüzde 42 oldu. Kısacası tekrar okumak kısa vadede rahat, hatırlamaya çalışmak ise uzun vadede daha kalıcıydı. Hatırlama alıştırması deneyi
Biyoloji çalışan bir öğrenci düşünelim. Sinir sistemi konusunu iki kez okuyup “Tamam, anladım” demek yerine kitabı kapatarak boş bir kâğıda “Nöronun bölümleri nelerdir, impuls nasıl iletilir?” sorularının cevaplarını yazarsa gerçek bilgi düzeyini görür. Yazamadığı bölüm başarısızlık değil, çalışma adresidir.
Matematikte de benzer bir yanılgı yaşanır. Öğrenci öğretmenin çözümünü izlerken her adım mantıklı gelir. Ancak aynı soruyla yalnız kaldığında başlayamaz. Çünkü çözümü tanımış, fakat çözüm yolunu kendi başına üretmemiştir. Bu nedenle örnek çözüm izlendiğinde hemen ardından kaynak kapatılmalı, soru boş kâğıtta yeniden çözülmelidir.
Öğrenmenin küçük bir güçlük içermesi gerekir. Zihin biraz zorlanmıyorsa çoğu zaman yalnızca bilgiyle karşılaşıyor, onu kullanmayı öğrenmiyordur.
Bir gecede yüklenen bilgi, sınava kadar taşınmaz
YKS hazırlığında ikinci önemli ilke, tekrarların zamana yayılmasıdır. Cepeda ve arkadaşlarının 184 makaledeki 317 deneyi ve 839 değerlendirmeyi bir araya getirdiği meta-analiz, aynı bilginin aralıklı biçimde çalışılmasının, tek oturumda üst üste çalışılmasına göre uzun süreli hatırlamayı güçlendirdiğini ortaya koydu. Aralıklı çalışma meta-analizi
Bu nedenle tekrar, “Konu bitince bir gün yeniden bakarım” biçiminde belirsiz bırakılmamalıdır. Öğrenci bugün öğrendiği bir konuyu ertesi gün kısa bir hatırlama çalışmasıyla, birkaç gün sonra sorularla, bir hafta sonra karma bir testle yeniden karşısına çıkarabilir. Bir, üç, yedi ve on dört günlük aralıklar kullanılabilir; ancak bunlar değişmez ve sihirli sayılar değildir. Zor öğrenilen konu daha sık, iyi öğrenilen konu daha seyrek dönmelidir.
Yanlış defteri de yalnızca yanlış soruların gömüldüğü bir arşiv olmamalıdır. Her yanlışın yeniden çözülme tarihi bulunmalıdır. Örneğin öğrenci bugün yapamadığı bir fonksiyon sorusunu çözümü gördükten hemen sonra kapatıp yeniden çözmeli, iki gün sonra benzerini, bir hafta sonra da sorunun kendisini tekrar denemelidir. Aynı yanlış üçüncü kez yapılıyorsa sorun dikkatsizlik diye geçiştirilemez; kavram eksiği, yöntem seçimi veya soru kökünü okuma biçimi yeniden incelenmelidir.
Karma çalışma da özellikle matematik ve fen derslerinde önemlidir. Blok çalışmada öğrenci arka arkaya aynı tür soruları çözer ve hangi yöntemi kullanacağını başlıktan anlar. Karma çalışmada ise önce sorunun türünü tanıması, sonra uygun yöntemi seçmesi gerekir. Bu, gerçek sınava daha çok benzer.
Yedinci sınıf matematik öğrencileriyle yapılan, 54 sınıf ve 787 öğrenciyi kapsayan kümelenmiş rastgele kontrollü bir araştırmada, aynı soruları farklı sırayla çalışan gruplar karşılaştırıldı. Soruların karma biçimde dağıtıldığı grup, bir ay sonra yapılan habersiz sınavda yüzde 61; aynı tür soruları bloklar hâlinde çözen grup yüzde 38 ortalama elde etti. Etki büyüklüğü d=0,83 olarak hesaplandı. Elbette ortaokul matematiğiyle YKS aynı değildir ve tek bir çalışmanın sonucu doğrudan YKS netine çevrilemez. Fakat öğrencinin yalnızca işlemi yapmayı değil, hangi işlemi ne zaman kullanacağını da öğrenmesi gerektiğini güçlü biçimde gösterir. Karma matematik çalışması araştırması
Bu ilke YKS’ye uyarlanırken temel öğrenme ile karma uygulama birbirine karıştırılmamalıdır. Konuya yeni başlayan öğrenci önce benzer örneklerle yöntemi öğrenebilir. Yöntem yerleşmeye başladığında farklı konulardan sorular karıştırılmalıdır.
TYT yalnızca hız sınavı, AYT yalnızca bilgi sınavı değildir. Yine de çalışma ağırlıkları farklılaştırılmalıdır. TYT için süreli ve karma testler, okuma dayanıklılığı ve temel becerilerin otomatikleşmesi önem kazanırken; AYT için kavramlar arasındaki bağlantıları kurmak, çok aşamalı sorular çözmek ve derin konu hâkimiyeti gerekir. YDT’ye hazırlanan adaylarda ise kelime ve dil bilgisi tekrarlarının zamana yayılması, süreli paragraf çalışmalarıyla birleştirilmelidir. YKS’nin mevcut resmî yapısında TYT, AYT ve YDT oturumları yer almaktadır. ÖSYM YKS sayfası
Deneme sınavı mahkeme değil, laboratuvardır
Deneme sınavı birçok evde öğrencinin yargılandığı güne dönüşüyor. Sonuç düşük geldiğinde öğrenci odasına kapanıyor, aile nedenini sorguluyor, bazen kaynak kitap veya kurs değiştiriliyor. Oysa tek bir deneme sonucu, öğrencinin genel düzeyini kesin biçimde göstermez. Uykusuzluk, sınavın konu dağılımı, dikkatin kısa süreli dağılması ve ölçüm hataları sonucu etkileyebilir.
Bu nedenle tek denemeye değil, son üç veya beş denemenin eğilimine bakılmalıdır. Daha önemlisi, netin neden değiştiği incelenmelidir.
Bir öğrencinin matematik neti 22’den 17’ye düştüğünde “Matematiğin gerilemiş” demek bilgi vermez. Beş netlik kaybın ikisi konu eksiğinden, biri işlem hatasından, biri süre yetmediği için boş bırakılan sorudan, biri de soru kökünün yanlış okunmasından kaynaklanmış olabilir. Bunların her biri farklı çözüm ister.
Konu eksiği yeniden öğrenmeyi, işlem hatası yazılı kontrol alışkanlığını, süre problemi süreli mini testleri, soru kökü hatası ise kritik ifadeleri işaretleme ve son cümleyi yeniden okuma alışkanlığını gerektirir. Bütün yanlışlara “dikkatsizlik” adı verilirse sorun tanımlanmamış olur.
Deneme analizi, sınav süresinin en az yarısı kadar ciddiye alınmalıdır. Her yanlış ve boş soru için şu soruya cevap verilmelidir: “Bu soruyu yapamamamın asıl nedeni neydi ve aynı nedenin tekrarını önlemek için hangi davranışı değiştireceğim?”
Deniz adlı bir öğrenci, her pazar deneme çözüp yalnızca netini yazıyorsa aslında haftada bir kez kendisini ölçüyor, fakat pek az şey öğreniyor demektir. Aynı öğrenci yanlışlarını “bilgi, yorum, işlem, süre, soru kökü” olarak ayırır; salı günü bilgi yanlışlarını, perşembe günü süre sorunlarını yeniden çalışırsa deneme bir öğrenme aracına dönüşür.
İrade beklenmez, davranış planlanır
“Bu hafta çok çalışacağım” bir niyettir, fakat plan değildir. Planın zamanı, yeri ve başlangıç davranışı belli olmalıdır.
Gollwitzer ve Sheeran’ın 94 bağımsız testi bir araya getirdiği meta-analizde, “Eğer şu durum gerçekleşirse şu davranışı yapacağım” biçimindeki uygulama niyetlerinin hedefe ulaşma üzerinde orta ile büyük arasında değerlendirilen, d=0,65 düzeyinde olumlu bir etkisi bulundu. Bu araştırmalar yalnızca eğitim alanını kapsamıyordu; buna rağmen niyeti somut davranışa çevirmenin genel önemini gösteriyordu. Uygulama niyetleri meta-analizi
“Akşam matematik çalışacağım” yerine “Saat 19.00 olduğunda telefonumu salona bırakıp masamda 20 soruluk süreli problem testine başlayacağım” denildiğinde davranışın başlangıç noktası belirlenmiş olur.
Gerçekçi bir okul gününde öğrenci eve gelir gelmez dört saat ders çalışmak zorunda değildir. Yemek ve kısa dinlenmenin ardından önce bir önceki günün konularını 10 dakika hatırlayabilir, ardından 45-60 dakikalık bir AYT çalışması yapabilir. Kısa bir moladan sonra sorularını kontrol edip yanlışlarını sınıflandırabilir. Akşamın ikinci bölümünde süreli bir TYT testi çözüp ertesi günün ilk görevini masanın üzerine bırakabilir.
Her öğrencinin dikkat süresi aynı değildir. Yirmi beş dakikalık çalışma aralıkları bazı öğrenciler için yararlı olabilir, fakat “25 dakika herkes için bilimsel olarak en doğru süredir” denilemez. Bir öğrenci 40 dakika, başka biri 60 dakika verimli çalışabilir. Ölçü, oturum sonunda belirlenen işin tamamlanıp tamamlanmadığı ve bilginin hatırlanıp hatırlanmadığıdır.
Programda bir “asgari gün” bulunması da yararlıdır. Öğrenci yorgun veya morali bozuk olduğunda bütün programı terk etmek yerine, örneğin 20 dakikalık tekrar ve 20 soruluk bir çalışmayla zinciri koruyabilir. Asgari gün tembelliğin bahanesi değil, sürekliliğin emniyet kemeridir.
Telefon, hareket ve uyku: Çalışmanın görünmeyen kısmı
Telefonun masada bulunmasının zihni bütünüyle işlemez hâle getirdiği yönündeki popüler iddialar abartılıdır. 7.093 katılımcıyı ve k=56 araştırma örneğini kapsayan altı meta-analizde, telefonun yalnızca ortamda bulunmasının çalışma belleği üzerinde küçük bir olumsuz etkisi saptandı; diğer bilişsel alanlarda toplu sonuçlar anlamlı değildi. Araştırmalar arasında da belirgin farklılıklar vardı. Akıllı telefon ve bilişsel performans meta-analizi
Buradan “Telefonun hiçbir zararı yok” sonucu çıkarılamaz. Bildirimlerin kontrol edilmesi, sosyal medyada geçirilen süre ve dersin sık sık bölünmesi ayrı sorunlardır. En pratik çözüm, çalışma sırasında telefonu sessize almakla yetinmeyip erişimi zor bir yere bırakmaktır. Çünkü iyi çalışma ortamı, öğrencinin her beş dakikada bir iradesini sınamak zorunda kalmadığı ortamdır.
Hareket etmek de zaman kaybı sayılmamalıdır. Ergenler ve genç yetişkinlerde fiziksel aktivite çalışmalarını inceleyen bir meta-analizde, 44 kısa süreli müdahalenin işlem hızında 0,39, dikkatte 0,34 ve davranışsal ketlemede 0,32 etki büyüklüğüyle iyileşme sağladığı bildirildi. Uzun süreli programlarda da dikkat ve çalışma belleği dâhil bazı bilişsel alanlarda olumlu sonuçlar bulundu. Bunlar “Yirmi dakika yürüyüş yapan öğrencinin neti kesin artar” anlamına gelmez. Ancak kısa bir yürüyüşün çalışmaya rakip değil, zihinsel toparlanmanın bir parçası olabileceğini gösterir. Fiziksel aktivite ve bilişsel performans meta-analizi
Uyku konusunda ise pazarlık daha pahalıdır. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, 13-18 yaş grubunun düzenli olarak 8-10 saat uyumasını öneriyor. Ergenlikte biyolojik saatin daha geç saatlere kayma eğilimi, gençlerin erken uyumasını zorlaştırabilir. Fakat bu durum uyku ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Ergenler için uyku önerisi
Gece ikide yatıp sabah yedide kalkarak kazanılan iki saat, ertesi gün dikkat, öğrenme ve duygu düzenleme üzerinden geri ödenir. Uyku, ders çalışmaya ara verilen bir boşluk değil, gün içinde öğrenilenlerin pekiştiği biyolojik sürecin parçasıdır. Düzenli kalkış saati, gece ekran ışığının azaltılması ve uykuya yakın yoğun kafeinden kaçınılması, sınav döneminin temel çalışma kuralları arasında görülmelidir.
Kaygıyı yok etmek değil, yönetmek gerekir
Sınav öncesinde kalbin hızlanması, ellerin terlemesi veya karında gerginlik hissedilmesi her zaman kötüye işaret değildir. Beden önemli bir işe hazırlandığında uyarılma artar. Sorun, öğrencinin bu belirtileri “Kontrolü kaybediyorum” biçiminde yorumlamasıdır.
Küçük ölçekli bir GRE deneyinde, bedensel uyarılmanın performansa yardımcı olabilecek bir hazırlık tepkisi olduğu anlatılan katılımcılar, matematik bölümünde kontrol grubundan daha başarılı oldu. Sonuçlar daha sonra girdikleri gerçek GRE’nin matematik bölümünde de benzer yöndeydi. Çalışmanın örneklemi küçük olduğu için bulgu abartılmamalıdır; yine de bedensel belirtilerin nasıl yorumlandığının performansı etkileyebileceğini gösterir. Kaygının yeniden değerlendirilmesi deneyi
Sınav kaygısı yaşayan öğrenci kendisine “Kaygılanmamalıyım” dedikçe kaygıya ikinci bir mücadele ekler. Bunun yerine “Bedenim önemli bir göreve hazırlanıyor; bu belirtiler soruyu çözmeme engel olmak zorunda değil” diyebilir. Ardından dikkatini sonucu düşünmekten ilk sorunun somut işlemine çevirmelidir.
Ramirez ve Beilock’un çalışmasında sınavdan hemen önce 10 dakika boyunca kaygılarını yazan, sınav kaygısı yüksek öğrenciler kontrol grubundan yaklaşık yüzde 6 daha iyi performans gösterdi. Ancak daha sonraki araştırmalarda sonuçlar her zaman tekrarlanmadı. Bu nedenle kaygıları kâğıda dökmek düşük riskli bir deneme aracı olarak kullanılabilir, fakat kesin çözüm veya terapi gibi sunulmamalıdır. İfade edici yazma araştırması, sonraki bulguların değerlendirilmesi
Günlük hayatta bunun karşılığı basittir. Denemeden önce “Ya yine süreyi yetiştiremezsem, aileme ne diyeceğim?” düşüncesiyle boğuşan öğrenci, bu düşünceleri birkaç dakika yazabilir. Sonra kâğıdı kapatıp yalnızca ilk bölüm için belirlediği süre planına odaklanabilir.
Kaygı nedeniyle sürekli ders erteleme, yoğun panik, haftalar süren uykusuzluk, iştah değişikliği, günlük işlevlerde bozulma veya umutsuzluk yaşanıyorsa bunu yalnızca çalışma disiplini sorunu saymak doğru değildir. Okulun psikolojik danışmanından veya bir ruh sağlığı uzmanından yardım alınmalıdır.
YKS hazırlığının kazandırdıkları ve götürdükleri
Doğru yönetilen bir YKS hazırlığı, öğrenciye yalnızca soru çözmeyi öğretmez. Plan yapma, kendi performansını gözlemleme, hatadan bilgi çıkarma, uzun vadeli bir hedef için günlük sorumluluk alma ve duygusal dalgalanmalara rağmen yeniden başlayabilme becerileri kazandırabilir. Öğrenci bir konuyu önce yapamazken düzenli çalışmayla çözebildiğini gördüğünde yeterlik duygusu gelişir. Bu, sınavdan sonra da taşınabilecek değerli bir deneyimdir.
Fakat aynı süreç yanlış yönetildiğinde ciddi bedeller doğurabilir. Öğrencinin kimliği net sayısına indirgenebilir, arkadaşlıkları askıya alınabilir, uyku ve hareket “zaman kaybı” sayılabilir. Dinlenirken suçluluk, çalışırken yetersizlik hissedebilir. Başarı arzusu giderek öğrenme isteğinin yerini alır.
31 Avrupa ülkesinde 300 binden fazla 11-15 yaş öğrencisinin verilerini kullanan yarı deneysel bir araştırmada, sonucu öğrencinin eğitim geleceğini etkileyen yüksek önem düzeyindeki sınavların, yüksek okul stresi yaşama olasılığını yaklaşık 4 yüzde puan, başlangıç düzeyine göre yüzde 12 artırdığı bulundu. Bu çalışma doğrudan YKS adaylarıyla yapılmadı; ancak yüksek önem taşıyan sınavların psikolojik maliyetinin gerçek olduğunu gösteriyor. Yüksek önem düzeyindeki sınavlar ve öğrenci stresi araştırması
Bu nedenle öğrenciye “Bir yıl dişini sık, hayatını sonra yaşarsın” demek sağlıklı değildir. Haftada birkaç saat arkadaşlarıyla görüşmek, sevdiği bir etkinliği sürdürmek veya bir akşamı dinlenmeye ayırmak hedefe ihanet değildir. Dinlenme plansız kaçışa dönüşmediği sürece çalışma düzeninin koruyucu parçasıdır.
YKS önemlidir, fakat kutsal değildir. Belirli bir günde, belirli içerikler ve süre koşulları altında gösterilen performansı ölçer. Bir gencin zekâsını, karakterini, gelecekteki bütün başarılarını veya insan olarak değerini ölçmez.
Sağlıklı YKS hazırlığının özeti şudur: Önce mevcut durum dürüstçe ölçülür, eksik konu öğrenilir, bilgi kitaba bakmadan hatırlanır, sorular zamana yayılarak ve giderek karma biçimde çözülür, denemeler analiz edilir, yanlışlar yeniden çalışılır, uyku ve hareket korunur. Sonuçlar haftalık eğilimlerle izlenir; tek bir kötü gün, bütün sürecin hükmü sayılmaz.
Sınava en iyi hazırlanan öğrenci, kendisini en fazla yoran değil; neyi bildiğini, neyi bilmediğini ve ertesi gün ne yapacağını en açık biçimde görebilen öğrencidir.
BİLUR ASKERZADE
PSİKOLOJİK DANIŞMAN